Edip Ahmet Yükneki

Ne demişti Yusuf Has Hacip: “Alimler, koyun sürüsünün önündeki koç gibidirler; başa geçip sürüyü doğru yola sürerler.” Ben, Edip Ahmet’i, Arapçadan ve de tefsir, hadis, ayet mecralarından geçmiş, sürüyü, kendi içindeki ırmağa defalarca götürüp getirmiş, görme engelli, cömert bir koç olarak bilirim. Mahmud’un oğludur. Mahmud kimdir? Jüynekli midir, belli değil. Önemli de değil.

Edip, 12. yüz yılda yaşamış, ama nerde, ne zaman doğmuş, ne zaman ölmüş, belli değil. Dar bir hamal yolunda, anlamda hafif, yükte oldukça ağır bir beylik nasihat çuvalının altında kalıp öldüğü ve “bu ağır bir yükün altına niye girdin?” diyenlere de, “bu yük ne ki,” diye söylendiği kanısındayım. Sözcük, efsane ve masal çerçileri, grup grup, Semerkant, Fergana, Otrar ve köylerindeki mezarlar arasında Edib’in mezarını arıyor, hangisi diye. Adının başına edip sözcüğünü oturtan ve mal mülk yokluğuna yoksulluk demeyen kör bir şairin, her mezarda yattığını bilseler aramayacaklar.


Yazdığı Atabetü’l Hakayık adlı eserine, kimisi nasihatname, kimisi siyasetname diyor. Ben, Şehname ve Kutatgu Bilig’in gölgesinde yazılmış bir Körname diyorum. Zaten eserin Türkçe anlamı, gerçeklerin eşiğidir. İnsan, gerçeklerin eşiğinde kör olur. Körün körlüğü, boşluk alemini tefekküre daldıran has bir körlükse, gerçekleri katederek varır, gerçeklerin eşiğine. Gerçeklerin içinde olan bizler, normal gözümüzle, bırakın gerçeklerin eşiğine, gerçeklere bile varamıyoruz. Edip Ahmet’in, “tek bir nesnede binlerce delil arayan,” körlüğü has mıdır, değil midir bilemiyorum. Onun, Uygur harfleri ve Karahanlı türkçesi ile gören iç gözü, derine inebiliyor mu? Beylik ahlak ve öğütlerden ibaret midir onun vardığı eşik? Okur yoruluyor mu bu eşikte? Büyü ve taze duygu cevherine sahip mi bu eşik? Adı gibi edibane mi? Tevazu sahibi olan bu derviş şairin, çağrışımlar ve edebi alametler yaratma yeteneği nasıl? Emin değilim. Kalbim kocaldı, dilim yanşaklaştı. Ama bir şeyden eminim. Arap ve Fars sözcükleriyle yüklü olmasına rağmen, manzum, berrak ve güzel bir dile sahiptir Edip. Bunun yanında, yaşamı bilimle öğrenme ve bilimi mutluluğa götüren bir yol olarak görme gibi güzel bir ısrara ve öğüte de sahiptir. Bunlardan eminim. Edip nazarında bilmek üstünlüktür, “nice bilgili kadın, bilgi sayesinde erkekten üstündür.”  

Atabetü’l Hakayık, dil ve üslup duruluğundan dolayı, dönemin en çok okunan eserleri arasında yer almıştır.

O dönemde, her şair, kaybolmaması, her yerden, her daim görülmesi, okunması için, eserini kocaman bir demir pramid haline getirirdi. Pramidin zirvesine, tanrı için yaktığı ululama mumlarını yetleştirir, bunun hemen altına da aşama aşama, peygamber, sahabeler ve dönemin sultanı için yakılan methiye mumlarını dizerdi. Eser, bu mumların ışığı altında zemine doğru yayılırdı. Edib Ahmet, eserini Karahanlı Muhammed Dad Sipehsalar Bek zamanında yazmış, methiye mumlarını da asıl onun için yakmıştır.

Methettiği sultanı veya kralı seven şair azdır.

Ali Şir Nevai’nin, Nesayimü’l Mahabbe adlı uçan halısına, halı sahibi tarafından bizzat bindirilip, 450 yıl öncesine uçurularak, Bağdat’ta,  İmam-ı Azam’ın sadık ve sevgili bir öğrencisi haline getirilen Edip Ahmet hakkında daha fazla fikir beyan etmek istemem. Korkuyorum. Onun, “insanın ölümü iki çenesinin arasındadır,” sözü beni çok korkutuyor. Toprağı bol olsun.
27 Ekim 2020
Melborne