ARZUHAL

Sağ olsun, karım ölünce dirildim, kendime geldim.
"Kızım," dedim, "ben tornacı Musa'nın dul karısıyla evlenmek istiyorum. Ne diyorsun?"
"Bekle, anamı daha yeni gömdük," dedi.
"Kuzu gibi saf, samimi, güzel bir kadındır, Musa’nın karısı," diye üsteledim.
"İyi güzel de, " dedi, "Musa öldükten sonra üzüntüden iştahı açıldı o kadının. Göt, göbek, ense fazlalığına kurban etti güzelliğini, sefil bir duruma düştü. Görmek bile istemiyorum. Partisinden atılan, müflis kasaba politikacılarına benziyor. Sen bu mahalleyi boş ver. Biraz bekledikten sonra, git uzak bir yerden getir."
Haddizatında kızım yanlış düşünüyor. Benim mekanım bu mahalledir. Bu mahallede çantaları, gazete kuponu, sinema bileti, banka, bakkal, elektirik ve su gibi her türden fuzuliyet kağıtlarıyla dolmuş bir yığın dul kadın yaşıyor. Güne kapılarak kendilerine gün ayıramamış bu kadınlar dururken, benim başka diyarlara açılmam akıl işi değil. Bulabilirsem burdan bulabilirim. Ömrüm burda geçti. Bura benim fevkine varamadığım iç seslerimin süt anasıdır.
Yeter, tam bana göredir, mesela. Bel ince, kalça güleç. Ağız, burun, göz, kulak, hepsi yerli yerinde, kanaviçe gibi. Yüzünde derin acı çizgileri var. Yanlış yaptı. Gençken gitti, ekmek parası namına, Beyoğlu'nun ara sokaklarında zamanı fermansız yaşadı, kendini heder etti, hor kullandırdı. Yeter’e ilgim var ama korkum da var. Darbe yiyen, kendini hesaba katmayan, ha deyince hadi diyen kadın çabuk çöker. Çökünce de içinden usturalı olur. Eline fırsat geçti mi hacamat eder seni. Yıllardır ev ev gezip yaşlıların altını temizliyor. İfrazat, vesvese, alınganlık, ölüm korkusu gibi yaşlılık illetleri, Yeter’in sadece tenine değil, rüyalarına, hayallerine, hatıralarına da sinmiştir. Bir de bu var.
Nurcemal, Yeter'e göre biraz daha temiz, terbiyeli, tertipli, musmul bir kadına benziyor. Yürürken, gözü her erkeğe kayıyor. Bu da normaldir, çünkü her göz orospudur. Lakin, kolay elde edilen bir kadın değil. Sağ gözünü yumuk kılan illetin ne olduğunu bilemiyorum. Zamanında çok dedikodu yapmasına rağmen, sol gözünün can evinde vefa ve acıma hissi var. Nurcemal caziptir. Allahı var. Sıradan bir cazibe değil bu, beni bana yıktıran, merhametsiz bir cazibedir. Özgüveni güçlüdür. Aç kalmaz, açıkta kalmaz. Evini kalçasının kuluncunda taşır. Mağdur ve mazlum duruma düşen herkesi samimiyetle yaşamış bir kadındır. Ama işte....
İşin doğrusunu söylemek gerekirse, dünyada güvenilir erkek kalmadı. Genelev kadınlarının emeklilik hakları için mücadele eden Ayşe Tükrükçü’den başka, dünyada kaç güvenilir kadın var, bilmiyorum. Cevriye var. Yiğittir, harbidir, Cevriye. Kurban olurum onun ayağının tozuna ben. Güzelliğinin hakkını verdi; köyden kasabadan gelip kısa zamanda sırça köşk sahibi olan zübüklerin alayını, apış arasına aldı, altlarına yatacağına, üstlerine çıktı, sürtüp silkeleyip attı. Kadın, ben ona derim işte; açıklık, seçicilik, dirayet... hepsi var onda. Kızım karşı çıkmasa Cevriye’ye teklif ederim. Ama kabul eder mi benim gibi kanca burunlu, emekli bir arzuhalciyi.
Ne yapacağımı bilmiyorum doğrusu. Elim ayağım tutmuyor. Binamı saran seslerin ne kaynağını, ne de meramını çıkaramıyorum artık. Çarnaçarım. Mına goduğumun yaşlılığı bırakmıyor ki hayatımı yaşayayım.