İnsanın, Hayvanın ve Organın Bölünmesi

Sınıflı sistem ve onun durmaksızın dallanan toplumsal iş bölümü ve meta fetişizmi, sadece toplumu değil, tüm yaşam dünyasını derinlemesine böldü, sınıflandırdı, yabancılaştırdı, üstünlük ve imtiyaz, uyrukluk ve şeyleşme kültürüyle donatıp kötürümleştirdi. 

   Sınırsız servet, azami kar ve egemenlik duygusu, toplumu sınıflar, kategoriler, sömürenler sömürülenler, yönetenler yönetilenler, ezenler ezilenler, imtiyazlılar, imtiyazsızlar olarak bölmekle kalmadı, aynı zamanda hayvanlar alemini de böldü ve buna bağlı bir dil, bir kültür oluşturdu. 

   Bunun içindir ki tüm diller, kültürler, inançlar ve değerler sistemi sorunludur. Toplumda en alt kesimler, çalışanlar, yani gerçek yaratıcılar köle, ecir, gulam, amele vb. sıfatlarıyla adlandırılıp nasıl ki dilin, kültürün, inancın dehlizine itilip horlanmış, aşağılanmışlarsa, en üst sınıflar da Kral, kraliçe, prenses, şah, padişah, sultan, efendi, beyefendi, veli, evliya vb kavramlarıyla dilin, kültürün ve inancın zirvesine yerleştirilerek yüceltilmişlerdir. İyi bir insanı nitelerken ne deriz: “çok efendi bir insan,” veya “tam bir hanımefendi.”

   Sınıflılığa, imtiyaza, yüceltmeye ve alçaltmaya ilişkin bu bölünme, toplumla kalmadı tabi, hayvanlar aleminde de aynen kendini gösterdi. Çalıştırılan, dünyaya değer katan eşek, at, katır, öküz, deve, manda, gibi hayvanlar da dilin, kültürün ve inancın Fizan’ına sürülerek horlandı. Horlanan bu isimler erk, iktidar ve nefret söyleminde; dilde, inançta ve kültürün tüm alanlarında, küçümseme, aşağılama ve küfür aracı olarak kullanıldı. Dünya edebiyatı ve inançları eşek, köpek, yılan gibi topluma ve doğaya can üfleyen hayvanların aşağılanma, hiçlenme örnekleriyle dolup taştı. Toplumda olduğu gibi hayvanlar dünyasında da üst sınıflara denk gelen ve yüceltilen aslan, şahin, kartal, güvercin, ceylan gibi hayvanlar dilin, kültürün ve inancın yüzük taşına yerleştirilerek imtiyazlı kılındı.

   İnsan ve hayvan dünyasında, sınıflılığa, bölünmeye ve imtiyaza yönelik bu durum, insan gövdesinde de aynen kendini gösterdi. Organların bir bölümü (göz, dudak, yanak, gamze, alın, kalp vb.) tıpkı egemenler gibi imtiyaz, açıklık ve şiirsel özgürlük aleminin altın tahtlarına oturtulurken; bir başka bölümü (vajina, göğüs, penis, anüs vb.) cinsel ahlak sisteminin yeraltına, kapısında üç başlı Kerberos canavarının nöbet tuttuğu Hades karanlığına sürüldü, orada, dile ve şiire girmeyecek şekilde zincire vuruldu.

   Burada, bu bölünmeye bağlı olarak bilincin, duygunun ve ruhun bölünmesinden söz edemiyorum. Bu, ayrı bir konu. Ama şunu söylemeliyim ki biz böylesi bir sisteme teslim olamayız. Bizim yaşam anlayışımız, projemiz, pratiğimiz, sadece sistemin devletine, kurumlarına karşı değil, bir bütün olarak sistemin derin varlığına, onun logosuna, ideolojisine, politikasına, tarih anlayışına, inancına, diline, mantığına, kültürüne, ahlakına, yaşam tarzına vb. karşı bir duruş içinde olmak zorundadır; bu duruşu sadece anlayışta değil, yaşamda da gülümsetmek, kendi çıplaklığı karşısında utanç duymadan, açık ve özgür bir tarzda gülümsetmek, gerçek kılmak zorundadır.
7 Ocak 2121 
Gazete Patika