PAŞİNYAN'IN AÇIKLAMASI VE KAFKASYA SORUNU

  1 kasımdaki yayınlar, Paşinyan’ın Arap El Cezire TV kanalında yaptığı konuşmaya yer veriyor. 2011 yılında, Ermenistan hükümetinin, Dağlık Karabağ için Azerbaycan hükümetine bir anlaşma teklifi sunduğunu öğreniyoruz.  Anlaşmanın içeriğini şöyle açıklıyor Paşinyan:
   “Bu anlaşma bağlamında, Dağlık Karabağ bir ara statü alacak, böylece gelecekte Dağlık Karabağ’ın mülteciler de dâhil olmak üzere, dönüşünden sonra bir referandum yapılacak ve bu referandum Dağlık Karabağ’ın nihai statüsünü belirleyecek.”
   Bu, Karbağ gerçeği ile oldukça örtüşen ve sorunun çözümünü kucaklayan doğru bir anlaşma önerisi. 
   Benim, “ÇÖZÜME  HİZMET  EDEN BAŞLICA NOKTALAR” başlığı altında geçen ekim ayında yayınladığım noktalar neydi:
   1- Türk egemenlerinin ısrarla körüklediği bu yıkıcı savaşa derhal son verilmeli.
   2-Azerbaycan egemenlerinin, Karabağ’ı ilhak etme isteğine karşı çıkılmalı.
   3-Ermeni egemenleri, Karabağ’ı çevreleyen Azerbaycan topraklarından çekilmeli.
   4-Karabağdan göçertilen karabağlılar geri dönmeli, Karabağın kaderine, tüm karabağlıların katıldığı bir referandumla tüm Karabağlılar kara vermeli. Bağımsızlık mı, özerklik mi, her neyse, çıkan karara herkes saygı duymalı.”
   Peki, Paşinyan’ın yeni açıkladığı 2011 anlaşma önerisinin içeriği neyi gösteriyor? 1-Karabağ’ı (Artsakh) çevreleyen Azerbaycan topraklarının Ermenistan tarafından işgal edilmesinin hata olduğunu; 2-Artsakh-Karabağ’ın yüzde yirmi nüfusunun, boykotunu önemsemeyerek, tek yönlü, metazori yöntemlerle ilkin Ermenistan’a bağlanma, sonra da bağımsızlığını ilan etme politikasının yanlış olduğunu gösteriyor. 
   Paşinyan hala, Ermenistan’ın 2011’de sunduğu anlaşma önerisinde yer alan, Artsakh-Karabağ’ı çevreleyen işgal edilmiş Azerbaycan topraklarının geri verilmesi ibaresini “acılı tavizler” olarak niteliyor. Bizim literatürümüzde pazarı kaybetme acısı deniliyor buna.
   Güney Kafkasya’nın bugün içine yuvarlandığı durum oldukça vahimdir. İzlenen yanlış politikaların, büyüme, pazar ve kar hırslarının, İşgallerin sonuçları vahimdir. Milli ve dini duygular alevlenmiş. Sömüren sömürülen, ezen ezilen sınıflar arasındaki mücadelenin ışıklı zemini, ezilenlerin, kendi burjuvazilerinin çıkarları için cephelerde birbirlerini boğazladıkları karanlık bir zemine doğru kaymış. Sınıfa duyulan kin, milli kine, nefrete ve ön yargılara dönüşmüş. Tanrıya ve devlete bağlılık güçlenmiş.  
   Ezilenlerin kendi kurtuluşları için yakınlaşma, birleşme, yol arama eğilimlerinin yerini, silah, enkaz, inşaat, cenaze ve dua tekellerinin aldığı bir durumdur bu. Muhtacın dayanılmaz ihtiyaç zilleti, boyunları inceltmiş, eğmiş, kulluğunu derinleşmiştir. Artık iş, bölge ve dünya burjuvazisi iç
kolaydır. Yayılma politikasında ısrar eden Türkiye burjuvazisi için çok daha kolaydır. İleri teknolojiye ve Birleşmiş Milletlerin kararlarına dayanarak Artsakh- Karabağ’ın ilhakını gerçekleştirmek, Asyanın Hazar kapısı olan Güney Kafkasya’da güçlenerek, İran üzerinde baskı kurmak, Türki Cumhuriyetler başta olmak üzere, diğer  Asya pazarlarına açılmak.
   Kafkasya gerçeği, Artsakh-Karabağ’ın ilhakına izin vermez. Yeni bir ilhak, sorunu çok daha içinden çıkılmaz bir hale getirir.
   Kafkasya halkları arasında bir sorun yoktur. Sorun Kafkasya burjuvazisi ve onların arkasındaki küresel güçler arasındadır. Yakın veya uzun vadeli çözümler elbette ki vardır. Kafkasya için uzun vadede en köklü çözüm, sınıfların, sınırların ve klasik devlet varlıklarının tüm kalıntılarıyla birlikte kalkmasına ve bunun yerini birleşik bir Kafkas Komün Cumhuriyeti sisteminin almasına bağlıdır.

Kasım-2020 GAZETE PATİKA