DURSUN ALİ

Dursun Ali’yi 1986’da tanıdım. Babası Kemal Yıldırım, en yakın arkadaşlarımdan biriydi. Dikkatimi en çok iki tip insan çeker; çok konuşan ve kimseyi konuşturmama gibi seçkin bir marifete sahip olan ile çok az konuşan ya da hiç konuşmayan.. Dursun Ali çok az konuşan, benim olduğum sohbet toplantılarında ise hiç konuşmayan, hassasiyetle dinleyen ve içtenlikle gülümseyen bir delikanlıydı. Onun bu tarzını okumayı seviyordum ve bundan dolayı onu, sohbete tüm varlığıyla katılan, meramını çok iyi ifade eden birisi olarak addediyordum. Merak noktalarımdan birisi, bu delikanlının neye gülümsediği idi. İlkin anlayamadım ama zamanla onun anlattığım fıkralardan ve kişiler hakkında yaptığım ironik değerlendirmelerden ziyade yerleşik değer yargılarına çarpan nüktelerime ve andaval yanlarıma gülümsediğini fark ettim. Kendi iç dünyasına doğru düşünen, çıkış arayan, gösterilen hiç bir çıkışa güvenmeyen ama resmi otorite ile çatışmayı önemseyen, devrimci göçmen gençliğin tipik bir mensubuydu. Bazı ayırt edici özellikleri vardı. Kollektif çalışmaya, karşılık beklemeden hamal gibi katılıyordu. Geleneksel tarzlara sahip olmasına rağmen, labirente, kurallar ağına girmeyi sevmiyor, daha özgür bir yaşam eğilimi gösteriyordu.
Evlendiğinde kendisini bir hapishane içine girmiş gibi hissettiğini duyumsamıştım. Evliliğinin ilk aylarında beni alıp Stuttgart’taki evine götürmüştü. Apartman katında kiralık bir daire. Eşyalar yakışıklı ve yeniydi. Ve hepsi suskun, taksitli, ağır ve borçlu bakıyorlardı bana. Belki konuşan, gülümseyen bir eşyaya rastlarım diye inceden inceye süzdüm evi ama rastlayamadım. Dünyanın en güçlü dili, suskunluktan türemiştir. Yeni evlenmiştir, belki gülümser diye ikide bir evin konuksever, fedakar hanımefendisine bakıyordum, gülümsemiyordu. Önüme konulan portakal suyunu içiyordum. Dursun Ali, eşyaların kıyısında, eşyalara ve eşyalaşan yaşama karşı oturmuş, düşünüyordu.
Kesat bir durum vardı. Çıktık. Arabaya girerken, “Abi sakın evlenme,” dedi, “dünya sana borçluyken, sen dünyaya borçlu hale gelirsin.”
Benim de o zaman bir arkadaşım vardı ama Dursun Ali gibi dört başı mamur, düğünlü nikahlı bir ilişkiye girmemiştim. O zamanlar ben Almanya’da, arkadaşım da Avustralya’daydı.
Dursun Ali’nin ölümü bana çok dokundu. Arkadaşları için hesapsız bir duyguyla her şeyini veren, susarak ve gülümseyerek konuşan, hamallığını sohbet konusu etmeyen ve dünyayı barikatın ötesinde, aşılması gereken bir zille