AHMET HULİSİ KIRIMIN SORULARI VE CEVAPLA

Ahmet Hulisi Kırım, sevdiğim devrimci emektar bir insandır. Bana yönelik açık bir mektup yazmış ve sorular yöneltmiş. Sorularını sırasıyla cevaplamaya çalışacağım. Mektubun tümünü okumak isteyenler Kırım’ın sayfasına baş vurabilirler. Gelelim sorulara.

1- A.H.Yildiz katledilip IBO yarali yakalandıktan sonra bolgenin en yetkin kisisi olarak oradaki tecrubesiz kadrolari toparlaman gerekmiyor muydu? Nicin bolgeyi terkedip Isranbul'a geldin? Bu bir ondere yakışır mı?

Oruçoğlu: Romanlarımı okumadığınızı söylüyorsunuz. Bu olayı Tohumda anlatmıştım. Tohumu okusaydınız belki sormazdınız bu soruyu. Vartinik operasyonu ağır kış şartlarında gerçekleşti. Bize yönelik operasyon aslında daha önce başladı. Operasyonun askeri kanadında Fehmi Altınbilek, sivil kanadında da ise Paş köyüne gelen senatör Aslan Bora ile Haydar Koç vardı. İhbarın Kureyş köyünden gittiğini tahmin ediyorum. Operasyonun başlamak üzere olduğunu bize Halil İbrahim Akyol bildirdi. Bunun üzerine Zergovit bölgesindeki mağaraları geceleyin terkedip Vartinik yoluna koyulduk.
Vartinik operasyonunda ben, sağ ayağım burkulup şişmiş, ellerim ve yüzüm soğuk ve kar yanığı etkisine maruz kalmış olarak kurtuldum. Benimle birlikte kurtulan arkadaşın evinde bir gece ancak kalabildim. Ortalık ağarmadan yolsuz dağlara, kışa ve ayaza çıkmak zorunda kaldım. Acılı, meşakkatli bir yolculuktan sonra en iyi bildiğim Mazgirt köylerine gittim. Orada bir ay kaldım. Bir ay süresi içinde, fedakar öğretmenlerin aracılığı ile Dersimde yürütülen operasyonların sonuçlarını öğrendim. Sadece kadrolar değil, sempatizanlar da tutuklanıp Diyarbakır’a götürülmüştü. Bazı kadrolar da operasyon sahası dışına çıkıp Elazığa gitmişti. Durum oldukça ağırdı. Bir yıllık çalışma sonucunda örgütlediğimiz insanlardan kimse kalmamıştı. Elazığdakilerini bulup Mazgirt ve Nazimiye’ye getirmeyi düşündüm ve Elazığa gittim. Orda Hayri ve üniversiteli bir gençle ilişkiye geçtim. Dersim’den Elazığ’a gelen kadroların İstanbul’a gittiklerini öğrendim. Elazığda bir tek kadromuz dahi yoktu. Bahara kadar İstanbul’daki kadroların bir bölümünü toplayıp Dersim’e getirme amacıyla İstanbul’a gittim.

2- Istanbul'a geldikten sonra büyük bir operasyon yendi.Cozuldugune gore bunda senin sorumlulugun var miydi?

Oruçoğlu: İstanbul’a mart ayında geldiğimde durum pek iç açıcı değildi. Herkes herkesin kaldığı evi biliyordu. Bu tehlikeli durumun ortadan kaldırılması, her evde en fazla iki kişinin kalması ve kendi evinin dışında hiç bir evi bilmemesi kuralını uygulamaya geçtik. Devletin THKO ve THKPC’den sonra tüm gücüyle bize yöneldiğini biliyorduk. Ama iş bilmeyle olmuyor. Bekçi’nin geceleyin Zeki Şerit’i durdurması ve ölümü ile başlayan operasyon zinciri başarılı oldu ve İstanbul’da en son yakalanan kadro ben oldum. 55 gün işkencede kaldım, ne yeni bilgi ne de kimseyi ele vermedim. Elli beş gün sonra sorgulama ekiplerinin dayattığı bilgileri kabul ettim. Hatta önüme koydukları ifade metnini okumadan imzaladım. Moralim iyi değildi. Bunları da yazdım Mengene romanında. Dönemin bütün kadroları yaşıyor. Yanlışım varsa açıklarlar, memnun olurum.
3-Istanbul'da gorulen 165 kisilik davada senin ve satilmis A.K'in siyasi savunma yapmasi gerekmiyor muydu? Yakisik aldimi IBO ardıllarına.980 surecinde tum TKP/ML davalarında birileri siyasi savunma yapti.

Oruçoğlu: Öncelikle Aslan Kılıç’a satılmış demenizi doğru bulmuyorum. Devrimci mücadeleye en ön saflarda yıllarca hizmet etti, bedel ödedi ve geçmişine küfretmedi. Şu anda da benim siyasi hattına karşı olduğum bir hareketin mensubudur. O çizgiye inanıyor ve o çizgide yürüyor. Satılmışlıkla bir alakası yok bunun. Yapacaksanız siyasi bir niteleme yapın lütfen.
Bizim TKP (M-L) kadrolarının hem mahkemede, hem cezaevindeki tutumlarını diğer davaların kadroları gıpta ile izlediler. Her kadro tek tek siyasi savunma yaptı. Bunu, o dönemle ilgilenen herkes biliyor. Bu savunmalar tek bir kitap halinde bastırılsaydı güzel olurdu. Ne yazık ki 12 eylül döneminde, Aslan Kılıç’ın köyünde gömülü oldukları kör kuyuda çürüdü, kurtarılamadı. Bunda Aslan Kılıç’ın bir ihmali, bir hatası yok. Dönem karanlık ve amansızdı. O dökümanlar arasında, benim Türkiye işçi sınıfının doğuşu ve mücadelesi ile ilgili araştırmamın yüzlerce sayfası da çürüdü. Benim o ve sonraki dönemlere ilişkin bir kaç siyasi savunmam vardı. Bunlardan elde kalan birisi bir broşür halinde yayınlandı.


4-Ayrisma doneminde FÜ'ler olarak yazdiginiz mektuplarin bir bolumunu THKO'lu rahmetli Lutfu Baysal'a yazdirdiniz.Yalan mi?

Oruçoğlu: Beni ve Lütfi’yi yakınen tanımış olsaydınız bu tip söylentilere gülümserdiniz. Aslan Kılıç, Süleyman Yeşil ve Muzaffer Oruçoğlu’nun adına ‘THKO’lu Lütfi’nin mektup yazması, akla üçümüzün de siyasi yetkinlikten ve cümle kurma becerisinden yoksun olduğumuzu getiriyor. Bu, İbo’nun Deniz Gezmiş’e gidip, benim adıma mektuplar yazar mısın demesi kadar komiktir. Bu tip söylentileri ciddiye almış olmanıza şaşıyorum.


5-Cezaevinden tahliye olduktan sonra yurt disina cikarildin.O dönemde parti karmakarisikti ve ben de dahil herkes senden birseyler yapmani istiyordu. Sen ise sanat dergisi cikarma derdine dustun.Keza benden ivedi şiirlerini istedin.Nitekim Haydar Teber ismiyle basildi.


Oruçoğlu: Ben siyasete sanattan girdim. Roman, kısa öykü ve şiir yazıyordum siyasete girmeden önce. Resim işine ise daha önce, Rize Öğretmen okulundayken, resim atölyesinde başladım. Siyasi mücadele yaşamımda sanat faaliyetlerini hep ciddiye aldım. Geçmişimi bilmeyenlerin, ‘bu adam siyasette iken sanata niye girdi?’ diye sormalarını normal karşılıyorum.


6-Tuttun başka isiniz yokmus gibi AYDINLIK CETESINE musterek ev kurma çağrısı yaptin.Bu cagriyi yaparken onlarin yuzunden kahpece vurulan yoldaslarin hic mi aklina gelmedi?
Bu cagrinla IBO'nun ideolojik-siyasi goruslerini revize ettigin ve ideolojik olarak curumenin yolunu açtığının herhalde farkindaydin.Degil mi?


Oruçoğlu: Ben bunu ilk defa sizden duyuyorum. Kim yapmış bu çağrıyı? Bu durum bana, Türkiye’deki devrimci siyasi ortamın da dedikodular, fiskoslar, mesnetsiz suçlamalarla fena halde kirlendiğini gösteriyor. Yazık

.
7-3.Konferans icin cagri yapildiginda ben gitmem dedin ve yerine gidenler Dersim'de sonsuzluga ugurlandi.Vicdanin sizladi mi?

Oruçoğlu: Ben gitmem demedim. Dersimdekiler gelin diye ısrar ediyorlardı. 3. Konferansın Dersim’de yapılmaması için de ben ısrar ediyordum. Dersim kadrolarına mektup yazdım, Valinin “Dersimde konferans yapacaklar” şeklindeki açıklamasını ciddiye almalarını, abluka altına alınan bir bölgede Konferans yapmanın çılgınlık olduğunu, bundan vazgeçmelerini önerdim. Valinin yaptırmayacağız açıklamasına yapacağız diye meydan okudukları için önerimi kabul etmediler. Bunun üzerine delegelerin oylamasına baş vurdum. Önerim ezici çoğunlukla red edildi. Merkez komitesi benim yurt dışı örgütünün başında kalmamı karlaştırdı ve delegelerle birlikte Dersim’e gitti. İnanılacak gibi değildi. Herkes öleceğini bilerek gidiyordu. Sonuç korkunçtu.

8- Daha sonra seninle HALKIN GUNLUGU gazetesinde sayfa arkadaşlığı yaptim.Yazilerini ibretle okudum.Cunku yazdıklarınla partinin ideolojik-siyasi hattinin icini bosaltiyordun.Yazilarinda ne MAO ne STALIN bıraktın.Yerle yeksan eyledin.

Oruçoğlu: Bu soruya benzemiyor. Kapsamlı bir konu.

9-30 kusur senedir yurt disindasin.Senin bizim degerimiz olman icin ne yaptin?

Oruçoğlu: 30 küsur senede yaptıklarımı sıralamak istemiyorum. Eğer derinlikli ciddi şeyler yapmışsam, bunlar gelecek kuşaklar için Şair Bâkî’nin ‘Âvâzeyi bu âleme Dâvûd gibi sal/ Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş’i olur. Yapmamışsam, sadam gider kubbe kalır.

10-Avustralya'da yasayan insanlarimizin senin insani ozelliklerin icin anlattiklarini burada saymiyorum.Degerimiz olan kişinin insani ozellikleriyle de temayuz etmesi gerekmez mi?
Soracagim sorular bitmez ama simdilik bu kadarla kalsin?Eger cevap verme lutfunda bulunursan daha da konusabiliriz.
Bu mektubumun son gunlerdeki tartismayla asla ilgisi yoktur.Cevremdeki dostlar mektup niyetimi bilirler.Ancak denk dustu diyebilirim.
Senin romanlarınla ilgili polemige gelince: Romanlarini okumadigim icin fikir beyan edemeyecegim.Zeten elestirmen de degilim.Ancak boga ile cinsel iliski anlatimi midemi etkiledi.Lakin seni taktir ediyorum.Masallah Leonardo Da Vinci gibi cok yonlusun.
Azeroglu,mektubumu burada bitiriyorum.Sana Avustralya"da uzun ve saglikli bir yasam diliyorum.
NOT.Ayni kusaktaniz.Malum yaslandik da.Bu mektubu tarihe not dusmek adina paylasiyorum.29.07.2018 Ahmet H.Kirim

Oruçoğlu- Zaman bulabilirsem benim Avustralyadaki yaşamımı da yazarım. Yazdığımda okur musunuz bilemem.
Dersim romanını okusaydınız ‘boğa ile cinsel ilişki’ sorununa böyle yaklaşmazdınız. Benim bütün romanlarımda kahramanların mitik anlatımları, süslemeleri, hayal metaforları vardır. Bu anlatımları o anın gerçekliği ile özleştirmek doğru olmaz. Benim yaşadığım, gezindiğim coğrafya, Zeusun beyaz bir boğa, Apollon’un ise kaplumbağa kılığına girerek güzel kadınlarla seviştiği; Kibele’nin yılanla, Öksüz Kız’ın beyaz bir ayı ile halvete girdiği bir coğrafyadır. Bu mitolojik coğrafyada ayılar genç gelinleri kaçırır, onlarla mağaralarda yaşarlar. Azgın yaban erkekleri eşekler ve kısraklarla tecavüz çiftleşmesine girerler. Bu mitolojik coğrafyada insan hayvana, hayvan insana dönüşür. Genç bir kız bir gecede bir bakarsın bir pepug kuşu oluvermiş. Metaforlar, metamorfozlar, kentuarlar (yarı- insan, yarı- hayvanlar) dolaşır bu coğrafyada. Ve dahası, dinin ve mülkiyet dünyasının ahlakına karşı çıkan benim delilerim dolaşır; tüm bunlarla beraber ben dolaşırım bu coğrafyada. Bu coğrafyanın çok boyutlu mitik ve yitik gerçekliğini anlayamayan, benim yazdıklarımı anlayamaz, anlamlandıramaz. Bu coğrafyanın mitolojisi, söylenceleri, yazarlarından müzisyenlerine, ressamlarına kadar tüm dünyayı etkiledi. Picasso’nun boğa başlı bir kentaurla bir kadının cinsel birleşmesini resmeden tablosunu görmenizi tavsiye ederim. O tabloyu ben çizseydim namussuz pornocu diye teşhir edilirdim. Bu duruma şaştığımı söyleyemem. Ayetullahların, yeni sultanların, İŞİD EMİR’lerinin dini atmosferi içindeyiz çünkü. Bu atmosferden herkes payını alıyor. Neyse ki tarih bu atmosfere karşı işliyor.
Eleştiri ve soruların için teşekkür ediyor, sana uzun ömürler diliyorum, sağlıcaka kal. Muzaffer oruçoğlu