Zaman

Zaman
Komünizmin büyük ustaları arasında, sadece Mao’da, komünizm sonrası toplum anlayışına dikkat çekme eğilimi vardır. Bu ileri bir adımdır. Komünizmde, sınıflar ve dolayısıyla sınıf mücadelesi, sınıf duygusu ortadan kalkacaktır. Ama ileri geri mücadelesi var olduğu müddetçe; insanlar arasında yetenek, bilgi, öngörü vb gibi farklılıklar var olduğu müddetçe, insanın var olma güdüsü kendini, toplumun bir kesiminin diğer kesimine karşı mücadelesi şeklinde gösterecektir

14:09, 10 Ağustos Cuma 2018  Gazete Patika
 
Zaman diye bir şey yoktur. Bu bizim yarattığımız bir kavramdır. Var olanların bitip tükenmez hareketleri içindeyiz; bunlarla çok yönlü, karmaşık, maddi ve manevi bağlantılar içindeyiz. Var olanlara düşünce ve duygu gözüyle ve de gerçek gözümüzle bakıyor, onların mevcut durumunu, geçmişini ve geleceğini, derin iç ve dış gerçekliğini, bağlantılarını, hareketini, gelişimini, dönüşümünü, yükselişini, çöküşünü merak ediyor, anlamaya çalışıyoruz. Bu durum ister istemez, bize kapsamlı ve derinlikli görmenin, anlamanın, adına zaman diyerek kavramlaştırdığımız aracını, olmayan aracını veriyor. Var olanları, var olanların ötesini bu kavram olmaksızın kavrayamıyoruz. Öznenin, kavrama ihtiyacından dolayı yarattığı bir zaman kavramının dışında, varlık alemine ve var olanlara ait bir zaman gerçekliği yoktur.

Hareket,bilgi ve akıl

Hareket tek yönlü değil, çok boyutlu ve çok yönlüdür. Biz onun genellikle bir yönünü görürüz.

Tüm analitik önermeler a priori midir? Sentetik bir önerme, a priori bir önerme olabilir. Gözlediğimiz şekliyle Dünya, iç ve dış hareketi ve bağıntılılığıyla birlikte var olanların bütünlüklü bir hercümercidir. Uzay ve zamanı algılarımızda bağımsız olarak düşünemeyeceğimiz doğrudur. Nominal Dünyanın (bize gözüktüğü şekliyle değil kendi olduğu şekliyle Dünyanın) uzay ve zamandan bağımsız olduğu görüşü yanlıştır. Bilinç, hareket halindeki dünyayı hem aktif hem pasif olarak algılar. Kant’ın, saf akıl diye bir şeyin olmadığı görüşü doğrudur. Her bilgiye saf akılla ulaşılabilineceğine dair rasyonalist görüşün yanlışlığı şeklindeki görüşü de doğrudur. Bilgi, “algılar tarafından alınan ham verilere,” deneye ve kavramlara dayalı bir olgudur.

Devlet ve devrim

Hegel’in ‘ide’si, ‘mutlak’ ı ve ‘mutlak devlet’i neyin ifadesidir? Bana göre her şeyden önce, sonluluğun, bir ideal sonunun ifadesidir. Marks’ın, komünizmi, burjuva toplumun sonu olarak görmesi doğrudur; yanlış olan, onu, tarihin sonu olarak görmesiydi.

Marks, Hegel’in baskın devlet kültünden tam olarak kopabildi mi? Devletin varlığı veya yokluğu her ikisinin siyaset teorisinde de temel bir kriterdi. Hegel, devletin en gelişkin varlığını, burjuva toplumun ortadan kalkışı ile özdeşleştiriyordu. Marks ise, her ikisinin birlikte ortadan kalkacağını savunuyordu. Marx ise devleti, kapitalizmden komünizme geçişin zorunlu bir aracı, yani son derece uzun bir geçiş toplumu olan sosyalizmin temel kurucu ögesi, proletarya diktatörlüğünün ana cihazı olarak gördü. Toplumsal gücün devlet şeklinde merkezileşmesinin, özgürlüğe karşı bir yükseliş olduğunu hesap edemedi. Marks’ın, tarih görüşünün bir parçası olarak ortaya çıkan, toplumu komünizmde ebedi kurtuluşa erdirme görüşünü, inkarın inkarı akışını bir noktada dondurma olarak görebiliriz; ama Marks’ın felsefesinde, böyle bir görüş yok. Baş döndürücü sonsuz karmaşanın, değişim akışının bir felsefesidir o. Bu felsefede, inkarın inkarını hiçbir noktada askıya alma diye bir şey yok.

Komünizmin büyük ustaları arasında, sadece Mao’da, komünizm sonrası toplum anlayışına dikkat çekme eğilimi vardır. Bu ileri bir adımdır.

Komünizmde, sınıflar ve dolayısıyla sınıf mücadelesi, sınıf duygusu ortadan kalkacaktır. Ama ileri geri mücadelesi var olduğu müddetçe; insanlar arasında yetenek, bilgi, öngörü vb gibi farklılıklar var olduğu müddetçe, insanın var olma güdüsü kendini, toplumun bir kesiminin diğer kesimine karşı mücadelesi şeklinde gösterecektir. Bu durum bizi, toplumsal hayat var olduğu müddetçe, devrim gerçeğinin de -biçim, öz ve yöntem değişimleri geçirerek- var olacağı görüşüne götürüyor.