DEVRİMC BİR SUBAY SAFFET ALP KİTABI

DEVRİMC BİR SUBAY
SAFFET ALP KİTABI

‘Devrimci Bir Subay Saffet Alp Kitabı’nı okuyorum.
Kitap, Murat Bjeduğ’un belgelere dayanan akıcı anlatımlarından, Alp ailesine, Saffet’e ve arkadaşlarına ait yazılardan oluşuyor.
Biz devrimciler çoğu kez devrimci önderlerin önderliklerini, sırf onların zamanı aşan yeteneklerine ve faziletlerine bağlar, işi bitiririz. Onların üzerinde yükseldikleri temeli taş taş döşeyen isimsiz önderlerin varlığını ise pek fazla hesaba katmayız. Bu kitap, bu anlayışa karşı bir çıkış gibi görünüyor.
Kitabı okurken 68’in, ordu içindeki etkileriyle karşılaşıyoruz. Bu etki, subayların bir bölümünü Kemalist bir cuntaya yönlendirirken, bir başka bölümünü de 68’in devrimci özüne yönlendiriyor. Saffet, bu devrimcilerden biri; kökü, baba tarafından köy enstitüsüne, kitaba, müziğe yayılıyor. Çelebi inceliğine sahip, ilkeli, yakışıklı bir subay. Ben bu tip subaylarla, Selimiye Cezaevinin en alt katındaki katır ahırlarında, üst katında ve Maltepe’de birlikte yattım. Direnmeyi, yaşam sevincini ve derinlik aşkını kişiliğinde birleştiren Orhan Savaşçı bunlardan biriydi ve bunların örgütlenmesinde birinci derecede rol oynamıştı.
Kitapta unutamayacağım bilgiler ve sahneler var. Saffet’in, makinalı tüfeklerin delik deşik ettiği, roketlerin yıktığı evden yaralı bir şekilde çıkarılışı, evin önünde, ‘beni sağ ele geçirdiniz ama teslim olmayacağım,’ dercesine subayların karşısında dimdik duruşu ve alnından tek kurşunla vuruluşu ve sağ yana düşen gövdesinin kurşun kalburuna çevirilişi...
Bu sahne bana, dönemin başbakanı Nihat Erim’in anılarında yer alan sözünü anımsattı:
“İngilizleri ölü bulmuşlar, ötekilerden sağ kalanları öldürmüşler.”
Sürülmüş, kırılmış ve acılarından da fazla söz edilmemiş Çerkez kavminden geldiği için midir nedendir bilemem, Murat, can alıcı noktaları kitaba hassasiyetle taşıyor, objektif yaklaşıyor, duru ve cevval bir dil kullanıyor, elden geldiğince de en geniş kaynağa yaslanmaya çalışıyor. Kitapta, Kızıldere ile ilgili bugüne kadar bilmediğimiz bilgilerle karşılaşıyoruz. Çatışmaya girmek zorunda kalan devrimcilerin, evin düzensiz yapısından ve mevzileniş hatasından olsa gerek içerde kaza kurşunuyla birbirlerini yaraladıkları bunlardan biri.
Nedendir bilmiyorum, 68’in etkilediği devrimci subayların benim iç dünyamda özel bir yeri var. Bu subaylardan iki tanesi de bizim davadan tutuklanıp içeri atılmıştı. Kafese konmuş bir çift güvercini çağrıştırıyorlardı bana. Biri üsteğmen, diğeri de teğmendi. İbo’nun, Mirik’de yakalanırken sırtındaki askeri parka da bunlara aitti.
Aramızda neyse ki Murat gibi, Hüseyin Avni Dedekargın gibi yazarlar var. Bunlar, adları artık pek anımsanmayan devrim neferlerinin yaşamlarını ısrarla gün ışığına çıkarıyor, bu yaşamları ören anlam ağını genç kuşaklara sunuyor, devrimci bir tarih bilincinin, sıcak bir duygu halesinin oluşmasına hizmet ediyor ve arşiv peteğimizi de zenginleştiriyorlar.
Gazete patika