Ablanı bana ver

Tüm devrimciler, Deniz, İbo, Cihan Alptekin, Ömer Güven, Salman Kaya, Necdet Dizman, Kenan Rıfkı Ertuğrul, Bora Gözen, Osman Bahadır ve diğerleri tek bir komün içindeler. Deniz, İbrahim Öztaş’ı komünün pratik işlerini yürütmek için atamış. Komünün yarısı sigara içtiği için sigara giderleri bütçeyi zorluyor

    18:52, 19 Mayıs Cumartesi 2018    

E1-101 nolu koğuş, devrimcilerin varlığından dolayı cezaevinin en seçkin, en şamatacı koğuşu haline geliyor. Tüm devrimciler, Deniz, İbo, Cihan Alptekin, Ömer Güven, Salman Kaya, Necdet Dizman, Kenan Rıfkı Ertuğrul, Bora Gözen, Osman Bahadır ve diğerleri tek bir komün içindeler. Deniz, İbrahim Öztaş’ı komünün pratik işlerini yürütmek için atamış. Komünün yarısı sigara içtiği için sigara giderleri bütçeyi zorluyor. Bafra ile Yeni Harman alınıyor ve tiryakilere her gün birer paket veriliyor. Komün toplam 30-35 Dev-Genç’liden oluşuyor. Komünün dışında, yani koğuşta, Dündar Kılıç, Oflu İsmail gibi ünlü kabadayılar da var. Daha sosyal, daha harbi ve mert olduğu için Deniz’in Dündar’la arası iyi. Ona devrimcilerin emperyalizme ve kapitalizme karşı verdikleri ekmek ve özgürlük mücadelesini anlatıyor. O da Deniz’e hep hak veriyor, kendisinin de ekmek kavgasına çocukken başladığını, bir bokser tarafından şamarlandığını, ekmeğinin elinden alındığını, ama bunun altında kalmadığını, yıllar sonra kasap bıçağıyla onu hacamat ettiğini anlatıyor.

Günler şen şakrak akıp gidiyor. Takılmaları, mavraları ve tartışmalarıyla komünü en çok hareketlendirenler Deniz ile Cihan. İbo, zamanın çoğunu ranzasında okumayla geçiriyor, havalandırma bahçesine çıktığında ise yarenlik, şamata veya tartışma içinde buluyor kendini. İbrahim Öztaş betona uzanıyor yüzükoyun.

“Hadi bu sefer de deneyin, bakalım dört kişi kaldırabilecek mi beni,” diye sesleniyor.

Dört kişi kaldırmaya çalışırken Öztaş külçeleşiyor, sorun haline geliyor kaldırmak.

Deniz’in takılmadığı insan yok. Ziyarette dikkatini çeken çok güzel bir kız var. Albay çocuğu Alev Er’in ablası. İkide bir “Alev ablanı bana ver,” diye takılıyor. Tartışmak istediğinde ise İbo’ya takılıyor.

“Parti, gerilla savaşı içinden doğar ve gerillaya yol gösterir.”

“Bu askeri bir bakıştır,” diye itiraz ediyor İbo. “Silaha siyaset kumanda eder. Ordu partiyi değil, parti orduyu kurar ve ona öncülük eder.”

“Sen ihtimalleri, farklı yolları hesaba katmıyorsun; tek yönlü, sağ oportünist bir görüşe sarılmışsın. Silahlı mücadeleyi ertelemenin teorisidir bu.”

İbo, malum inadıyla, “Sen de Fidel’in askeri ve politik çizgiyi birleştiren sol oportünist çizgisinden etkilenmişsin,” diye dinleyenlere, volta atanlara bakıyor. “O çizgiden etkilenen kafaların Marksist Parti anlayışını kavrayabilmeleri için öncelikle işçi sınıfı arasında çalışmaları gerekiyor,”

“İşçi sınıfı sizin kuru gevezeliklerinizle harekete geçmez,” diye sesini yükseltiyor Deniz. “Onları harekete geçirecek olan yine bizim yakacağımız ateştir. O ateşle harekete geçecek, o ateşi kuşanacak ve büyütecek.”

“O zaman üniversite meydanlarından gelin, biraz da işçi ve fabrika semtlerinde yakın o ateşi.”

Ortam geriliyor ve tam bu sırada çaylar geliyor. Deniz’in pratikte kavga söylemde ise sert polemik hattını kararlılıkla izleyen birisi olduğunu bilenler, muhtemel bir tatsızlığı engellemek için ortamı yumuşatmaya çalışıyorlar.

“Evet arkadaşlar, çaylarımızı içip, sigaralarımızı tüttürelim, hayat kısadır.”

“Sazcı, sen de sazını al gel, türkü zamanıdır.”

Saz geliyor. Zahidem türküsünü söylüyor biri. Türkü, sesin zorlanan zırıltılı yapısından dolayı efkar yaratmıyor.

“Bu adamın sesi bana babamın Murgul Bakır İşletmeleri’ndeki zor günlerini hatırlatıyor,” diye mırıldanıyor Cihan Alptekin.

Gülümseyerek Cihan’ı süzüyor Deniz. “İzmir’in kavaklarını çal,” diyor.

Çayından bir fırt çekip çalmaya başlıyor Sazcı.

Deniz, gür ve ipeksi bir sesle eşlik ediyor. İbo ve Cihan dahil, birçok kişi katılıyor. Bunu marşlar izliyor.

Deniz’in ‘Laz’ dediği Cihan’ın, İbo ile arası çok iyi. Cihan’ın arası tabi en çok Deniz ile iyi. Deniz’in sağ kolu gibi. İkisi de mavracı, fıkracı ve Rizeli. Cihan, Ardeşenli, Deniz ise baba tarafından İkizdereli ‘Gezmişoğulları’ndan. İkisi de İstanbul Hukuk Fakültesi’nden ve Filistin’e beraber gitmişler.  Cihan, Rize Lisesi’nden gelme ve Devrimci Liseliler Birliği’nin kurucularından. O Rize lisesinde okurken ben de Rize Öğretmen Okulu’ndayım. İki okul, zaman zaman münazara tartışmalarına giriyor. Ben bizim okulun münazara ekibinin başkanıyım. İkimiz de aynı yıl (1966) birer başarılı öğrenci olarak İstanbul’a geliyor, FKF içinde tanışıyoruz.

Günler Sağmalcılar’da su gibi geçiyor. Sabahları Deniz, uygulamalı olarak yakın döğüş ile bıçaklı saldırıya karşı korunma dersleri veriyor arkadaşlarına. Bazan güreş tutuluyor. Akşamları teorik eğitim veriliyor. Tartışılıyor. Şiir okunuyor, ülkeden kaçtığı, kalıp mücadele etmediği için Nazım eleştiriliyor.

Deniz ile İbo arasında, Küba Devrimi ve kitle çizgisi üzerine iki tartışma daha yaşanıyor. Deniz İbo’nun, Küba Devrimi’nin küçük burjuvazinin önderliğinde yapılmış bir devrim olduğu görüşüne fena halde içerliyor. Aralarında komün üyelerini etkileme bakımından gizli bir rekabet de var tabi. İbo, Çapa’dan arkadaşı Necdet Dizman’a okuması için Lenin’in hayatı ve mücadelesi ile ilgili bir kitap verirken; Deniz gelip kitaba bakıyor ve Necdet’e Regis Debray’ın Devrimde Devrim kitabını veriyor.

Denizle İbo’nun son tartışmaları sosyalizm konusunda oluyor. Deniz’in, Sovyetler’in revizyonist yönetim altında sosyalist bir ülke olduğunu söylemesi üzerine İbo:

“Sovyetler artık sosyalist değil,” diye itiraz ediyor.

“Al sana bir sağ sapma daha. Sosyalist değilse nedir o zaman?”

“Bürokrat burjuvazinin yönettiği bir devlet kapitalizmidir.”

“Neden sınıf mücadelesi yok o zaman.”

“Bastırılıyor da ondan. Sınıf mücadelesi orada alttan alta yürütülüyor.”

“Hiç de öyle değil,” diye sesini yükseltiyor Deniz. “Orada sınıf mücadelesinin olmaması, sınıfların ortadan kaldırılmış olmasından dolayıdır.”

İbo, “Senin sosyalizm anlayışın sığdır,” diye çıkışınca hava geriliyor. “Sosyalizm bir geçiş toplumudur ve sınıflıdır.”

“Sen Marksizme katkı mı yapıyorsun aklınca?”

“Hayır, ben Marksizmden söz ediyorum. Devletin, devlet mülkiyetinin ve ailenin olduğu bir toplumda sınıfların ve sınıf mücadelesinin kaçınılmazlığından söz ediyorum.”

Dinleyenlerden birisi, “Bu, Sovyetlerle Amerika’yı birbirine karıştırıyor,” diye mırıldanıyor.

“Hayır karıştırmıyorum. Birinde özel mülkiyet, diğerinde devlet mülkiyeti hakimdir. Birine eski, diğerine ise yeni burjuvazi hakimdir. İkincisi de birincisi gibi sermaye ihraç ediyor.”

“Yani Sovyetler de mi emperyalist oluyor bu durumda,” diye bir başkası araya giriyor.

“Lenin’in Kautsky ve şürekası için söylediği deyimi kullanırsak, görünüşte sosyalist, gerçekte sosyal emperyalist.”

Faşistlerin koğuşu basacağı haberine kafayı takan ve gelen mektuplara da canı sıkıldığı için hafif gerilim içinde olan Deniz ayağa kalkıyor, parmağını İbo’ya doğru uzatarak, “Siz sosyalizme soldan ihanet ediyorsunuz!” diye bağırıyor.

“Sosyal emperyalizmi sosyalizm olarak gösterenlerdir sosyalizme asıl ihanet edenler.”

İbo’nun bu cevabı üzerine ani bir şekilde atılıyor Deniz, bir yumruk vuruyor. Salman Kaya, Vural Yıldırımoğlu, Cihan Alptekin ve İbo’ya son derece bağlı olan Şener gibileri araya girip Deniz’i uzaklaştırıyorlar.

“İbrahim sen niye böyle inatlaşıyor, dediğim dedik tavrına giriyorsun,” diye mırıldanıyor Vural. “Bunlarla boy ölçüşemezsin, seni ezerler, boyun ne.”

“Her neyse, devrimciler arasında bu tip şeyler olur,” diye havayı yumuşatmaya çalışıyor Cihan.

İbo, ister istemez ranzasına çekiliyor. Devrimcilerin kendi arlarındaki kavgalara şiddetle karşı çıkan ama saldırı karşısında da pes etmeyen bir insan. Güreşte ise oldukça usta. FKF İstanbul sekreteri Rahmi Aydını, beni ve birçok cüsseliyi tuş etmiş bir insan.

Tahliye olduktan sonra Türk Solu Bürosu’da bir araya geliyoruz.

“Anlat bakalım şu 45 günlük mahpusluğunu,” diyorum.

Anlatmaya başlıyor gülümseyerek. Anlattıklarından dikkatimi en çok, yumruk olayından bir müddet sonra Deniz’in Cihan’a, “Benim de hatam var ama kendi görüşlerini dört duvar arasında, bana başkaldırırcasına inatla dayatması doğru değil,” demesi oluyor.
Gazete Patika