Muzaffer Oruçoğlu İle Sanat Ve Edebiyat

Sanatın varlık nedeni nedir?Muzaffer Oruçoğlu: Sanat, insanın bitip tükenmez yaratma çabasının vazgeçilmez bir parçasıdır. Bu çaba, daha önce var olmamış, bilinmeyen bir güzelliğin yaratılmasını amaçlar. Bu bakımdan, ekmek pişirme, dikiş dikmek, ağaç ekmek gibi yaygın, sıradan bir yaratma çabasından farklıdır. Bununla birlikte, her insanda bir sanatsal yaratma yeteneği ve potansiyeli vardır. Sanatsal yaratma yeteneğinin alanını isabetli bir şekilde tespit edip, onda yoğunlaşanlar ve yaşam boyunca o alanda sebat edenler, sanatsal yaratıcılığın ustaları haline geliyorlar. Bu bakımdan, sanatın varlık nedeni, insanın varlık nedenine doğrudan bağlıdır.Sanatsal şeylerin durmadan artışını, sanatta bir yükseliş olarak görebilir miyiz?Muzaffer Oruçoğlu: Genel eğilim ve gelişme, sanatın yaygınlaşması ve giderek özel bir alan olmaktan çıkması yönündedir. İstisnasız her insan, her gün sanat üretmekte ve sanat tüketmektedir. Deyimler, özdeyişler, tekerlemeler, benzetmeler, ninniler, ağıtlar, kargışlar, yalvarışlar, dualar, masallar, fıkralar, estetize edilmiş yalanlar, şatafatlı iltifatlar, övgüler ve benzerleri sanat dünyasına girer. ‘’ Anlaşılır bir dille kullanıyor,’’ cümlesinde sanat yok. ‘’ Su gibi berrak bir dil kullanıyor,’’ cümlesinde ise teşbih, yani benzetme kullanıldığı için sanat var. ‘’ Güzel gözlü’’ de yok; ‘’ Ahu gözlü’’ de var. ‘’ Derdimi Munzur’a döksem, Munzur bulanır,’’ da sanat var. ‘’ Her ot köklenir, yeşerir’’ de sanat yok, ama ‘’ Her ot kendi kökünün üzerinde yükselir ‘’ de sanat var. ‘’ Kaba adam’’ cümlesinde sanat yok, ‘’ Kazık gibi adam’’ da var. ‘’ Dimdik yürüyor’’ da yok, ‘’ Baston yutmuş gibi yürüyor’’ da var. Yani demek istediğim, her insan, farkında olmadan, bilinen, beylik tarzda da olsa, her gün sanat üretiyor ve sanat tüketiyor. Sanatsal yükseliş, sanatın yaygınlaşmasına ve hayatımıza her geçen gün daha fazla girmesine bağlıdır.Edebiyatın değişik alanlarında (Şiir, roman, masal, deneme…) sanatınızın oturduğu yeri kolayca betimleyebilirsiniz, yazdıklarınız duruşunuzu belirler. Resimde bunu nasıl yaparsınız?Muzaffer Oruçoğlu: Ben kendimi baskı altına alarak, güdümleyerek, amaç gözeterek resim yapmıyorum. Resim yapmak hoşuma gidiyor, beni rahatlatıyor, güzelleştiriyor. Kendiliğinden o anlık durumumu çiziyorum. Çoğu zaman fırçama, biçime ve renklere hakim değilim. Şekilleri şekilsizleştirme, zaman ve mekân kavramını dikkate almama eğilimi bende güçlü. Gelgelelim ki bu güçlü yanımı tuvale yansıtmada yeterince başarılı değilim. Eğilimim tarzımı zorluyor ama yıkamıyor. Yıkmasından yanayım. Tüm bu gerçekliğe rağmen, resimlerimin genel havasında bir çizgi, net bir duruş var. Ruhta çalışan insana, biçimde ise sürrealizme kayan bir duruş.Resimlerinizi yaparken çok farklı çalışma teknikleri kullanıyorsunuz. Yakın bir zamanda bir sokak çalışmanızın videosunu soluksuz izlemiştim. Resimleriniz hangi duygularla harmanlanıyorsunuz?Muzaffer Oğruçoğlu: Resimlerim, zaman zaman renk arayışları duygularla harmanlanıyor. Saf, katışıksız, bilinen renklerden uzak durmaya çalışıyorum. Karışımlar, akıtmalar, çiğnemeler sonucunda ortaya çıkan şaşırtıcı renkleri tuvale yerleştirmeye çalışıyorum. Değişik malzemeler, tarzlar ve teknikler kullanmanın asıl nedeni budur. Düz ve geniş bir alana, on, on beş ebadında, kalın bir bez sersem, bezin üzerine, top top, envai çeşit boyalar, renkli kumlar, reçineler döksem, koyun, keçi ya da sığır sürülerini bezin üzerinde defalarca geçirsem ve sonra ortaya çıkan sonucu incelesem, tuvaller halinde kessem ve her tuval üzerinde çalışsam diye düşünmüşümdür. Renk karışımının ve afallatma sanatının en büyük ustası doğadır. Ağaç ve kaya katmanlarına, çakıllara, gözlere, güneşe bakarken ufuktaki renk hengâmesine ve benzeri renk durumlarına baktığımda cüceleşiyorum.Picasso hakkında ne söyleye bilirsiniz?Muzaffer Oruçoğlu: Biçimde büyük yıkıcıdır. Renk arayışını önemsemedi. İlkel insanı veya çocuğun sanatsal saflığı ile derinliğin birleşiminde oluşan ve bilinen biçimlere meydan okuyan bir sanat anlayışına sahipti. Tek bir stile saplanıp kalmaya karşıydı. Stiller yıkan, stiller yaratan stilsiz sanatçılardan yanaydı. Ne var ki bu anlayışı onu, büyük bir stil yaratıcısı olmaktan da alıkoyamadı.Bir sanatçının, sanatçı kimliğini hak etmesinin olmazsa olmaz koşulu var mıdır?Muzaffer Oruçoğlu: Ben sanatçıyım demekle iş bitmiyor. Sistemin ve toplumun, ‘’ Bu sanatçıdır,’’ demesiyle de iş bitmiyor. Zaman ne diyor? Önemli olan bu Zaman önce, ‘’ Bu bir sanatçıdır,’’ der. Sonrada nasıl bir sanatçı olduğunu, iyi mi kötü mü, güçlü mü zayıf mı olduğunu söyler. Sağlığında Van Gogh fazla önemsenmedi, Kafka da fazla önemsenmedi. Kafka kendisini önemsemeyenlere, ‘’ Yüzyıl sonra görüşürüz,’’ diyordu. Tabi bir de en büyük zamanın, ‘’ En büyük sanatçı bile bir hiçtir,’’ diyen dipsiz, ürkütücü zamanın kararı vardır ki onu şöyle bir kalem geçelim, söz konusu edip moral bozmayalım.Türkiye açısından düşündüğümüzde, sanat özgürce işlenip, toplumla yeteri kadar bütünleşebiliyor mu?Muzaffer Oruçoğlu: Yasak alanlar biraz daha daraldı, bununla birlikte sanatçının özgürlüğünden söz edemeyiz. Sistem sanatçının yaratma özgürlüğünü sınırlıyor. Yaratma özgürlüğü cesur bir biçimde kullanan sanatçıların sayıları fazla değil. Sanatçının yaratma özgürlüğünü yasaklar, baskılar değil, kendisi tayin eder; yeter ki, devletten ve toplumdan gelebilecek baskıları göğüslemeyi göze alsın. Türkiye’de sanat ve edebiyatın çok geniş yığınlarla birleştiğini, kitleye mal olduğunu söyleyemeyiz. Kitlenin can alıcı dünyasına giremeyince kitle okumuyor, tüketmiyor.Türk edebiyatı dünya edebiyatının neresinde?Muzaffer Oruçoğlu: Türk edebiyatı, dünya edebiyatının arka bahçesine girebildi. Eskiden bu bahçeye bile giremiyordu. Türk edebiyatı gücünü son otuz yıldaki gelişmesinden ve biraz da, dünya edebiyatının mevcut güçsüzlüğünden aldı. Böyle giderse, dünya edebiyatının ön bahçesine de girecek. Şu anda kapısını zorluyor ön bahçenin. O bahçedeki ülkelerin sayısı beş-on civarındadır zaten.Kutsiye Bozoklar (Buradan kendisini saygıyla anıyoruz) ‘’ Okumak dünyayı değiştirir’’ adlı geçmiş yazısında sizin okuma gücünüzden bahsediyor. ‘’ Oruçoğlu oldum olası okuma tutkunudur. Arkadaşlarını okumaya özendirmenin yollarını da iyi bilirdi.’’ Bozoklar okumayı ‘’ Dünyayı değiştirmenin başlangıcıdır.’’ Diye tanımlıyor. İyi bir edebiyatçı olarak, okumayı ve okumanın insan hayatındaki yerini nasıl tanımlarsınız?Muzaffer Oruçoğlu: Bilgilenmenin, geniş ve derin düşünmenin, duyguları inceltmenin ana yoludur okuma. ‘’ Hem okudum hem de yazdım, yalan dünya senden bezdim,’’ der halkımız. Okudukça dünyadan bezginlik duygusu artar ve bu duygu, insanı sanata daha çok yakınlaştırır. Tabi en ideali, yükselen kalitenin derilmesi ve bu derilme vakasının, intihar ve eser yakma sapkınlığına düşmeden, sistemli bir sanat yaratıcılığı olarak sürüp gitmesidir. Bizim soyumuzda fazla deli olmadığı için ben söz konusu noktaya ne yazık ki erişemedim. Soya çekim gerçekliğinden kaybettim. Dersimliler bu noktada sanırım benden daha avantajlıdırlar.‘’Brunswick Delileri’’ hayal gücünün sınırlarını aşıyor. Okuduğumun üstünden yıllar geçmiş olmasına rağmen, hala aynı etki gücünü taşıyorum. Kuşkusuz her kitabınız hatta her dizeniz ciddi önem taşıyor. Sizde en çok iz bırakan kitabınız?Muzaffer Oruçoğlu: Brunswick Delileriİlk kitabınızdan bu güne, geriye dönüp baktığınızda Muzaffer Oruçoğlu neler görüyor?Muzaffer Oruçoğlu: Yazma ve okuma. Övgü ve yergi. Politikanın egemenliğinden edebiyatın egemenliğine geçiş. Dilin ve sözcük dağarcığının giderek zenginleşmesi. Klasik sitilden ve didaktik yani öğretici çizgiden kopamama. İnsan ruhuna ve felsefeye açılma.Son olarak Bezuvar dergisine neler söylemek istersiniz?Muzaffer Oruçoğlu: Dersim’de yayınlanan Bezuvar’ın, dağlarda bezuvarlar yaşadıkları müddetçe yayınlanmasını diliyorum. Bir kültür ve sanat dergisinin, geleceğin sanatçıları için bir okul olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız. Bu dergiyi çıkaran arkadaşları sevgiyle kucaklıyorum.Söyleşi: Sevim YAĞMAZ