Özgür Gerçeği Yaratmaktan Yanayım

İlk baskısı 1992 yılında yayınlanan Muzaffer Oruçoğlu'nun Newroz romanı Babek Yayınları tarafından yeniden yayınlandı. Yazar, ressam, heykeltıraş Muzaffer Oruçoğlu'nun 19 yıl aradan sonra birtakım düzenlemelerle birlikte yeniden baskıya hazırlanan Newroz romanı kitapçılarda yerini aldı. Roman, şiir ve masal türlerinde 28 kitabı bulunan ve 23 yıldır Avusturalya'da yaşayan Oruçoğlu, eserlerinde özellikle Türkiye'nin ve Kürt coğrafyasının derinliklerinde bulunan tarih, felsefe ve mitolojiden besleniyor. Kendini en iyi roman alanında ifade ettiğini belirten Oruçoğlu, romanın; insan ruhunda, doğada, geçmişte, güncelde, gelecekte, sınırsız, kuralsız ve tabusuz gezinmenin en iyi yolu olduğunu kaydediyor. Roman yazımında gerçeği yazmaktan öteye yaratmanın önemine değinen Oruçoğlu, Newroz romanında da bu gerçekliğin yerini aldığını vurguluyor.Her roman farklı bir yaşam başlangıcıRomanın çok yönlü, zengin ve büyülü bir gerçeklik duygusunun bir parçası olduğunu vurgulayan Oruçoğlu, yazarın kendine dayatılan gerçekleri ya da kahredici zorunlulukları, kendi yarattığı özgür gerçekle aşması gerektiğini belirtiyor. Her roman yazma sürecinin kendisi için farklı bir yaşam sürecinin başlangıcı olduğunu belirten Oruçoğlu, sözlerini örnekleyerek sürdürüyor: "Romanın duygu dünyası zengin olmasına rağmen akidesi bozuktur ve aklı, her zaman başından bir karış yukardadır. Çocuğunu emziren kadına değil, onun yanında oturan ve it eniğini emziren kadına ilgi duyar. Eniği çocuğu gibi seven kadının duygularında gezinmeyi tercih eder."Estetiğini ve sahiciliğini güçlendirdimNewroz'un elden geçirilmiş üçüncü baskısında küçük değişiklikler yaptığını, bu değişikliklerle romanın estetiğini ve sahicilik damarını kısmen güçlendirmeye çalıştığını vurguluyor. "Doğanın devinen, değişen dilini güçlendirmeyi düşündüm, ama cesaret edemedim" itirafında da bulunan Oruçoğlu, devinen ve değişen dili yakalama noktasında şöyle bir yöntem izliyor: "Romanı veya şiiri okuyucuya sunuyorum. Beş on yıl sonra, gelen eleştiri ve önerileri değerlendiriyor ve eseri gözden geçirerek yeniden yayına veriyorum. Şimdiye kadar, şiir kitaplarımla, Mengene, Newroz ve Grizu gibi romanlarımda bunu uyguladım" diyor.Buhranımı sanatla aşıyorum"İç özgürlüğümü sınırladığım anda yaşayamıyorum" diyen Oruçoğlu, iç zenginliğini roman ve denemelerin dışındaki sanatsal alanlarda da dışa vuruyor. İyi huylu buhranını sanatla aşmaya ya da derinleştirmeye çalışıyor. Sıkıldığında, romandan resme, resimden heykele, heykelden ikinci el dükkanlarına, çöplüklere, sokaklara ve gösteri yürüyüşlerine gezinmeye kadar alan değiştirebiliyor. Oruçoğlu, iç özgürlüğe ilişkin sözlerini şöyle ifade ediyor: "Kendisine ve kendisi gibi bir gerçekliğe sahip olan çoğunluğun, yerleşik değerlerine ve geriliklerine saldırmayan bir insanın, kurulu sisteme ve devlete adamakıllı saldıracağına, kendi iç özgürlüğünü ve yaratıcılığını esaslı bir şekilde gerçekleştireceğine, inanmıyorum."Gerçeği ruhlarda gezinerek anlattımOruçoğlu, Newroz romanında da gerçekliği yaratma ve anlatmanın iç içe olduğunu belirtiyor. Çocukluğu ve mücadele yıllarının, Terekemelerin ve Kürtlerin içinde geçtiği için, Kürt coğrafyasının önemli bir bölümünü gezerek tanıdığını ve bununla birlikte kendisinin de gerilla deneyimine sahip olduğunu söylüyor. "Cezaevlerinde Kürt gerillalarıyla içli dışlı yaşadığım için romanı kurgulamak zor olmadı" diyen Oruçoğlu romandaki gerçekliği, "Ben bu romanda, gerçeği yaratma zevkinin tadına, gerillanın, Kürt halkının ve Türk ordusunun ruhunda gezinirken vardım" sözleriyle temellendiriyor. Romanın kurgusunun ana ekseninin can alıcı çatışmaların içinde, dağdaki oğlunu aramaya çıkan Kürt kadını olduğunu sözlerine ekleyen Oruçoğlu, romanda başkaldıran, köklerine ve kendi özüne dönmek isteyen insanın ve doğanın macerasına yer vermeye çalıştığını da ifade ediyor.Önder ELALDI