"Benden Herşey Olur Asker Olmaz"

Yaşamını Avustralya’nın Melbourne kentinde sürdüren, 24 yıldır Türkiye’ye girişi yasak olan 68 kuşağının öncü kadrolarından ve saygın isimlerinden yazar, şair, ressam, heykeltıraş Muzaffer Oruçoğlu, geçtiğimiz günlerde sona eren 78’liler Derneği’nin Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleştirdiği ‘Utanç Müzesi’ sergisine resimleriyle katılmasının ardından, şimdi de 53 tablosu ile 53. resim sergisini Ankara Batıbirlik Sanat Galerisi’nde açtı. Sergi 12 Ekim’e kadar sürecek. Bugüne kadar 7 ülkede sergi yapan sürrealist ressam yine çalışan işçileri, özellikle madencileri, kadınları, Avustralya’nın gerçek sahipleri yerli Aborjin’leri yani ezilen insanları çalışmış. Bunları çizmesini  siyasetine, sosyalist  gerçekçiliğine bağlıyor. İronisi olan çalışmalarını da mizaha olan yakınlığına. Asıl işi yazarlık olan sanatçının  bugüne kadar 29 kitabı yayınlandı. Bunlar; roman, öykü, deneme ve şiir kitapları. Avrupa ve Avustralya’nın farklı kentlerinde 22 konferans ve etkinliğe katıldı. Oruçoğlu, sorularımızı Avustralya’dan  yanıtladı.  »Türkiye'de 8 ilde  resim serginiz oldu. Şimdi de 17 Eylül'de açtığınız Ankara Batıbirlik Sanat Galerisi'nde kişisel sergi... 14 yıl Türkiye’de hapis yattıktan sonra askere başlayıp, sonrasında askerlikten kaçmışsınız. Bu nedenle giriş yapamıyorsunuz. Romanlarınız, resimleriniz ülkeyi özgürce dolaşırken siz ülkenize gelemiyorsunuz. Bu konuda düşüncelerinizi almak istiyorum.Askerlik yapmak istemiyorum. Böyle bir hakkımın olduğuna inandığım için yemin töreninden 40 gün sonra kaçtım ve kendime kavuştum. Kitaplar hakkındaki soruşturmaları saymazsam ülkeye giremememin temel nedeni budur. İlk şiir kitabımdaki şiirlerimden birinde düşünceye dayalı suç unsurları bulunduğu  için 7.5 sene, ayrıca hapisteyken mahsur kaldığım  işkence tecrübelerimden yola çıkarak yazdığım romanım için de 3.5 sene hapse mahkûm edildim.  Ben tüm dünyayı bir ülke olarak algılıyorum ve bu yuvarlak ülkenin bir mahallesinde yaşıyorum. Her mahalleye girdiğim gibi Türkiye mahallesine de girmeliyim.  Bu mahallede bana üniforma giydirme ve elime silah verme hakkına hiç kimse sahip değildir. Benden her şey olur ama asker olmaz. Her milletten askere baktım ama askerliği insana yakıştıramadım. Devrimin bile geçici bir komünarı olurum ama askeri olmam. Tüm profesyonel militer ve bürokratik cihazlara karşıyım.Dersim, Diyarbakır ve Kars sergileri, doğduğum ve mücadele ettiğim alanlar olması itibariyle, önemsediğim sergilerdi. Utanç Müzesi’ndeki sergi ise; Hollanda  Den Haag Belediye’sine ait Sergi Salonu’nda düzenlenen  sergimden ‘insanda dehşet duyguları yaratıyor’ gerekçesiyle çıkartılan, yaşanan  acıların bir bölümünü hikâyeleştirdiğim  tablomun, Ankara’ya   ulaşmasını sağlayamadım. Batıbirlik Sanat Galerisi’ndeki sergimde de anlamda didaktik öğeyi, derinliği hep düşündüğüm için konularım yine ezilen insanlara dairdi, anlatımı olan çalışmalar yaptım.»14 yıl siyasi tutsaklığınız, Yunanistan’a, Fransa’ya,  oradan da Avustralya’ya  gidişiniz ve  24 yıllık politik sürgünlük. Dersim, sanatsal üretiminizde ne kadar yer tutuyor, özellikle romanlarınızda?Dağı ve mağarayı Dersim’le sevdim. Hayatım boyunca, dibi görünmeyen bir uçurumun kıyısında, karanlık bir mağarada, odun ateşi ve kitaplarla birlikte, tek başıma yaşamayı özledim. 38 kırımının da etkisiyle delileri bol olan bir ülkeydi Dersim. En güzel yanımı, deli yanımı Dersim’de keşfettim. Hayatın, ikide bir dönüp dolaşıp, kendisini sarsılmaz mutlak ahlakın, ezeli ve ebedi doğruların biçimlendirdiği yüce bir ruh ve erdem abidesi dayatmasından tiksinir hale geldim. İçimde büyük boşluklar oluştu ve o boşluklarda gezinme olanağına kavuşunca, kendimi daha özgür hissetmeye başladım. »Darbecilerin yargılanması kampanyasını yeterli buluyor musunuz? Politik sürgün, ülkeye dönüş ile ilgili aydınların,  sivil toplum örgütlerinin nasıl bir kampanya yürütmelerini önerirsiniz? Darbeciler yaşlandılar. Yürüyüşlerinin biçimi değişti. Ülkedeki sesler çoğalınca, onlar da gövdelerinden çıkan seslerin nerden çıktığını fark edemez hale geldiler. Böyle de olsa, ben şahsen Kenan Paşa’nın beygir resimlerini cezaevinde yapmasından yanayım. Diğer paşa arkadaşları, Kenan’a yardımcı olurlar. Bezini gerer, astar boyası vurur, fırçalarını yıkarlar. Koğuşlarında sobaları varsa, kitap yakarlar. Kitap külünü beyaz akrilikle karıştırdılar mı kır atın rengi çıkar. Bir ressamın beygir çağında yaşıyormuş gibi sürekli beygir çizmesini doğru bulmuyorum. Bana mı öyle geliyor bilmiyorum, paşanın çizdikleri de hep zaptiye beygirlerini andırıyor. Hangi birini yargılayacaksın ki... Bataklığı değil de, sivrisinekleri yargılayacaksak. Halit Narin gibileri. Politik sürgünlerin ülkeye dönmesine gelince, etkili bir kampanya makbule geçer. Bu kampanya, hedefine ulaşırsa, politik sürgünler ülkeye dönmezler, ama girer çıkarlar. Bu da iyi olur.   »Resim sanatınızı nasıl tanımlarsınız?Sürrealizmle sosyalist gerçekçiliğin bileşimi gibi görünüyor. Bu, ileride neye evrilir bilemiyorum.»Çok sayıda heykelleriniz de var. Bunları da sergileyecek misiniz?Heykeli çok seviyorum. Ama ulaşımı çok zor. Çok büyük boyutta olanlar da var. Bahçem heykellerimle dolu. Heykel sergisi beni çok mutlu eder.»Son olarak ülkemizin güncel sorunlarına dair kısa bir değerlendirme yapar mısınız?Bugünkü yığınların demokrasi bilinci geçmişe kıyasla daha ileri. Ağzını açan, düşünce özgürlüğünden, dil ve kültür çeşnisinin bir zenginlik olduğundan söz ediyor. Günceli bu iyi huylu iklim etkiliyor. Türkiye’yi değişim ve çetin günler bekliyor.