Adil Aytekin Maden Mühendisi

Maden emekçilerinin korkulu rüyası 'Grizu',bu kez bir romanın adı olmuş,Muzaffer oruçoğlu'nun satırlarıyla,Grizu,bireylerin iç dünyalarına dönük bir yapıt değil;toplumsal tarihsel bir izlencedir de..19.Yüzyılda Osmanlı döneminde başlayan,Zonguldak maden havzasının izlencesi....Evet,Grizu romanı,Zonguldak maden havzasını anlatıyor ve daha ilk kazma vuruşuyla başlıyor ve havzada yaşanan tüm gelişmeleri kapsıyor.Bu bakımdan,Grizu'ya tarihsel bir roman da diyebiliriz;böyle bir roman yazımını gerçekleştirmek için,yazarın havzanın tarihine ilişkin oldukça kapsamlı bir araştırma yaptığı anlaşılıyor.Bu süreç içerisinde,havzada yaşanan hemen tüm olaylar ve gelişmeler,bir tarih dersi söylemine düşmeden,romanda somutlanarak işleniyor.Toplumcu bir sanat yapıtı olarak Grizu,tarihsel süreci işlerken,bunu 'sıradan'insanların yaşamları üzerinden yansıtır ve bu bakımdan da tarihsel süreci 'kahramanlar tarihi'ne indirgemekten uzak durur.Grizu romanın baş kişileri Zonguldak havzasının madenkeşleridir.Bu yönüyle,ülkemiz edebiyatında çok az bulunan 'işçi edebiyatı'kapsamında görülmelidir.Roman, bir madenci ailesinin yaşamı ekseninde geçer;Havzanın ilk kazmakeşlerinden Kör Cemal ve ailesi ile çevresindekiler,romanın asıl kişileridir.Bu çerçevede madenlerde çalışam biçimlerinden kadın-erkek ilişkilerine değin yaşamın çeşitli alanları içinde bulunulan toplumsal-tarisel süreçle ilişkililendirilerek analtılır.Kör Cemal ve oğlu Hurşit havzada çalışmaya başladıklarında,madenlerde işçi olarak çalışmak üzere mülksüzleşmiş işgücü bulunmadığından,münavebeli (dönüşümlü)çalışma uygulanmakta;işciler 15 gün madenlerde çalışmakta diger 15 günüde köylerinde geçirmektedirler.Romanda münavebe yöntemin uygulamasında ortaya çıkan adeletsizlikler bir bir ortaya konulurken, madenlerde uygulan baskı ve şddet,farklı zamanlarda farklı biçimler gösterse de 'çalışma disiplini' sağlamak için, maden işletmecilerinin vazgeçmedikleri bir yol olarak da görülmektedir.Ölümlere bile yol açacak dayak sahnelerinin yanı sıra (dayaktan ölümler,kolayca 'göçük' olarak yansıtılabilmektedir),uygulanan 'yevmiye' kesintileri çok ileri ölçülere varmakta ve çoğu zaman 'disiplin' boyutunu aşmakta;bu yol ve yöntemler işçilerin her türlü hak arama çabaları sindirilmektedir.Bu dönem,henüz madencilerin işçileşmesme süreçlerinin ilk başlarıdır ve 'sınıfsal' özelliklerini henüz görmek olanaklı değildir.İlk madenkeşlerden Kör Cemal'in gösterdiği edilgen kişilik bir yana;roamanda geçen önemli kişilerden birisi olan Devrekli Bayram'ın da,haksızlara karşı çıkışı sınıfsal olmaktan çok,bir bakıma 'yiğitlik'tir.Havzada madencilik yaygınlaştıkça işgücüne gereksinimde artış göstermiş 'münavebeli' yöntemi yetersiz kaldığından başka bölgelerden Sivas,Dersim,Trabzon,vd-işci sağlanmış (1906),hatta bir dönem askerler bile madenlerde çalıştırılmıştır.Maden işçilerinin oluşumunda ortaya çıkan bu farklılaşmanın 'işçileşme' sürecinde ve çalışma ilişkilerinde de yeni gelişmelere yol açtığına ve 'grev' gibi sınıf savaşımının geleneksel biçimlerinin ortaya çıkmaya başladığına da tanık oluyoruz.Romanda,madenlerde geçen çalışma yaşamı bütün zorlukları ve tehlikeleri ile anlatılır.Özellikle yapıta adını veren yörede 'körnefes'olarak adlandırılan 'Grizu' belası,sık sık yaşanan göçükler ve yangınlar başlıca iş kazaları olarak karşılalılırken;daha dokuz yaşında babasıyla birlikte çalışmaya başlayan Hurşit'te ortaya çıkan boğucu öksürükler,meslek hastalığı olarak akciğer toz hastalığını anlatmaktadır.Madenlerde iş kazası tehlikesi altında işçileri çalıştırmak için kullanılan yollardan birisi de 'dinsel inançlar' olmaktadır.Ocak direklerine asılan Kuran-ı Kerim ve boyunlara takılan muskalara karşın yine de engellenemeyen yangın,göçük ve grizu patlamaları meydana geldiğinde de,işçiler şöyle söylemlerle karşılaşırlar. 'Her madenkeş Peygamber efendimizin gözünde ak sonlu bir kabe güvercinidir.Çıkardığınnız her kömür parçasının,sevap hanenize altın harelerle yazıldığından haberiniz var mı?Hal böyleyken,işin içine fesat girerse,fiskü fücür girerse ne olur?Kömür tozu patlaması olur,göçük olur,körnefes olur'Oruçoğlu,Grizu'da yanlızca emek sermaye çelişkilerini anlatmaz;kadın ve erkek çelişkiside,insanlığın ezeli çelişkisi olarak işlenir.Yazar,romanda güçlü kadın kişiliklerine yer verirken ,kadın- erkek ilşkilerinde erkek egemen kültüre karşı çıkış sergiler ve 'sevgi'yle yoğrulmuş birlikteliklerin gelişmesine yönelik bir yaklaşım geliştirir.Bu yaklaşımların,romanda özellikle 'Zehra'nın kişiliğinde ve ilişkilerinde yoğunlaştığını görüyoruz.Romanın en öenemli konularından biriside, 'sınıf savaşımın şiddet' konusuna ilişkin ortaya konulan yaklaşımdır.Devletin kollukgüçleri madende çalışma mükellefiyetinden kaçanların peşine düşer ve bu kaçaklar cezalandırılır.Bunun dışında,yevmiyeleri ödenmeyen madenkeşler çalışmayı reddettiklerinde karşılarında,maden idaresininin çavuşları etkili olamayınca,kolluk güçlerini bulurlar ve usulünce(!)haklarından gelinir.Kolluk güçleri,Ereğli Maden Şirketi'ni bastıklarında da işçilerin karşısına çıkar ancak işçilerin göstgerdiği kitlesel kararlılık üzerine geri çekilir.Bunun dışında maden idaresinin işçilere yoğun bir biçimde baskı ve şiddet uygulandığına tanık oluyoruz.Dayaktan adam sakatlanmaya ve öldürmeye kadar varan bir şiddettir bu.Romanda tarihi anlatılan Zonguldak madenkeşleri,ülkemiz işçi sınıfı tarihinin en önemli kesitlerinden birisini oluşturuyor.1990-91 döneminde gerçekleştirdikleri Ankara yürüyüşü ülkemiz işçi sınıf hareketinde en ileri eylemlerden birisi olarak tarihe geçmiştir.O şanlı yürüyüşün geçmişidir romanda anlatılanlar ve o geçmişin bir de geleceği olacaktır.İşçi sınıfı yazını temel işlevlerinden birisi de,sınıf savaşımı deneyimlerinin kalıcılaşarak birikime dönüşebilmesine olanak sağlamaktır.Muzaffer Oruçoğlu,Grizu romanıyla bu yönde önemli bir yapıt ortaya koymaktadır.Geride yapılacak daha çok iş bulunmaktadır.Çok yönlü bir biçimde yaygınlaştırılması ve yazınsallığa dönüştürlmesi gerekliliği bulunmaktadır.