"FRANSIZ ÖPÜCÜGÜ"/ Hüseyin Aktülün

"FRANSIZ ÖPÜCÜGÜ"
Fransız Devrimi'ni Simgeleyen Direniş içinde Ayağa kalkmış, Dik duran Kadın Figürü !..
Ve bu Sembol Figür üzerine yerleştirilen iki sözcük: "FRANSIZ ÖPÜCÜGÜ"...
Sevgili Baran Sarkisyan ellerine, emeğine sağlık. Haftalardır tartışılmakta olan bir konuyu, böyle açık ve özlü olarak dile getirip, son bir noktayla sonuçlandırdığın için yüreğine, emeğine, bilincine sağlık diyorum.
Bilindiği üzere, Amerika'da kadınlara yönelik giderek yoğunlaşan erkek baskılarına, taciz ve tecavuzlerine karşı başlayarak birçok ülkeye yayılan "metoo" hareketini kendilerine örnek olarak alan Türkiye'li  Kadın Hareketleri de bir "Ifşa Hareketi"ne başladılar.
Böyle haklı bir zeminde gelişen yani kadınları zihinsel ve bedensel olarak kuşatan, onları cinsel, sınıfsal ve sosyal olarak bir köle, bir meta gören anlayışlara, politikalara ve politik rejimlere karşı ayağa kalkan, kendilerini kuşatan kölelik zincirlerini kırmak üzere mücadele bayrağını açarak dik duran bir Kadın Hareketi'ni elbetteki selamlamak, dayanışmada bulunup, teşvik etmek gerekirdi.
Tıpkı Muzaffer Oruçoğlu ve pekçok devrimcinin yaptığı gibi.
Ancak Oruçoğlu birçok arkadaşımızdan farklı olarak, Demokratik Kadın Hareketinde yer alan arkadaşlara bazı samimi uyarılarda bulunması ve daha dikkatlı davranmalarını söylemesidir. Yani 'ifşa eylemi' yaparlarken hakkaniyetli davranmalarını, kendilerinin maruz kaldıkları haksızlıklara, başkalarını maruz bırakmamaları gerektiğine vurgu yapmasıdır.
Oruçoğlu'nun uyarısı, haklı ve doğru bir uyarıydı şüphesiz. 
Şunlardan dolayı, yapılan uyarıları, haklı ve doğru buluyorum: Bir: Avrupa'nın, hatta dünyanın çeşitli ülkelerine dağılmış Türkiyeli devrimci çevreler, devrimci-sosyalist örgütler  ve bireyler olarak olarak içinden çıkıp geldiğimiz toplumun önemli ölçüde izlerini taşıyoruz. 
Iki: Bu izler, gerek olaylara ve olgulara bakışlarımızda, gerek olguları tahlil ederken, gerekse gurup ve kişiler arası ilişkilerde kullandığımız yöntemlerde, kullandığımız dil, uslup, kullandığımız kavramlarda ve davranışlarımız da, ister istemez, kendisini gösteriyor. 
Üç: Ve kendisini komünist, devrimci yada demokrat gören hiçkimse  bundan muaf değildir maalesef. 
Ancak komünist olmak, sosyalist olmak yada haklı bir zeminde gelişen, binlerce yıllık  erkek egemen anlayışlara, kurumlara ve bireylere karşı başlattığı mücadelede dik durmaya çalışan Demokratik Kadın Hareketlerine mensup olmak, birlikte getirdikleri bütün ekonomik-siyasi-ideolojik ve kültürel kalıntilara karşı daha bilinçli, daha örgütlü bir şekilde mücadele etmede daha büyük sorumluluklar taşımaktadıkları anlamına gelmez.
Ve bugün, hala, kendi eşlerimize, örgüt içerisinde ortaya çıkan farklı düşüncelere sahip arkadaşlarımıza, yoldaşlarımıza karşı, devlet güçlerinin bizlere uyguladıkları yöntemleri  kullanabiliyorsak, baskı, şiddet ve hatta işkence yöntemlerine başvurma cürretini gösteriyorsak, zanlı durumda olan bir insan hakkında bir hükme varmadan önce, yani Infaz, Linç etmeden önce, bütün delilleri ortaya çikarmak gerektiğini ihmal ediyorsak, bugün bizleri, yalan-yanlış ve tamamen önyargılara dayanan erkek egemen devletin güdümünde çalışan savcı ve yargıçlardan  bir farkımızın olmadığını gösterir.
Bu nedenle yapılan uyarıların ne kadar yerinde ve haklı olduğunu görüyoruz.
Bir diğer nokta ise, tartışmaların seyri içinde Oruçoğlu'nun kullandığı ve tartışmaların atmosferi içinde dile getirdiği "Öperim" sözcüğü maksadını aşmıştır. Ve bu sözcük üzerinde yaratılan hassasiyet, ortamı provake eden söylem ve davranışlarla birleşmesi sonucu, Muzaffer Oruçoğlu'nun bir kalem darbesiyle "kadın düşmanı" ilan edilmesi...
Bir kere şunu kabul etmeliyiz;  her birimiz, türkiye'ye göre daha gelişmis, daha modern ilişkilere sahip avrupa ülkelerinde yaşıyor olsak ta, çok farklı anlayışlara, çok farklı değer yargılarına sahip olduğumuzu görmemiz gerekir.
Birçoğumuz, içinde yaşadığıımz toplumlarla sosyal işki kurmak yerine, kendi kafamızda kurduğumuz daracık dünyamıza göre "Getto" laşmayı tercih ediyoruz. Yani bir toplumun içinde, ama kendini o toplumdan soyutlarak bir yaşam sürdürme biçimini tercih etmelerimizin bir sonucu olarak, Avrupa'da yada başka ülkelerde yaşıyor olmamıza rağmen, Türkiye toplumunda şekillenen anlayış ve bakış açılarıyla yaşadığımız olaylara ve olgulara yaklaşmanın doğurduğu sıkıntılar ve sonuçlar olduğunu düşünüyorum.
Oruçoğlu kendisi de bu durumu fark ettiği için, yani soruna, kendisinden daha farklı bir yerden bakan arkadaşların durumlarını fark ettiği için,  "Özür" diliyerek, bana göre, sorunu çözdü.
Bu noktadan sonra sorumluluk, Demokratik Kadın Hareketindeki kadın arkadaşların olması gerekirdi.
Bu sorumluluk, ilk olarak tartışmalar içerisinde sarf edilen kavramlar, örneğin "Kadın düşmanı" kavramı geri alınmalıydı ve tartışma ortamını istismar edenlere, Oruçoğlu'nun kitaplarına yönelik yapılan faşizan yönelimlere karşı da net bir tutum ortaya koymaları gerekirdi ki, bu ve buna benzer provakativ davranış gösterenlerın, uslup kullananların önlerini kesmeliydiler. Böylece haklı bir zeminde gelişen Kadın Hareketını kendi kirli emelleri için kullanmaya çalışanlara karşı net bir duruş koymaları, net bir sınır çizmeleri gerekirdi.
Kişi olarak ben, birçok arkadaşa yazdığım gibi, bunu yapacakları beklentisiyle hep  bekledim.
Ancak, Oruçoğlu'nun "Özür dilemesi"ni bir "kazanç" olarak değerlendiren kadın arkadaşlar, kendi üzerlerine düşen sorumlulukları, ne yazık ki, henüz yerine getirmiş değillerdir.
Aslında bu durumun, önemli iddialarla yola çıkmış bir hareket için önemli bir fırsat yarattığįnı düşünüyorum. Umarım kadın arkadaşlarımız gerekli duyarılıklarını gösterir ve gereğini yaparlar...
Bu arada, asıl üzerine gidilmesi gerekenler de arada kabolup gittiler. MAALESEF!..
Tekrar "FRANSIZ ÖPÜCÜGÜ"ne dönersek;
Ressam Eugene Delacroix tarafından çizilen elbiseleri yırtılmış, gögüsleri açılmış, bir elinde bayrak, bir elinde silah, başında Antik Çağdaki köleliğe baş kaldırıyı simgeleyen Frigya başlığı bulunan çıplak ayaklı kadın Figürü, Fransız Devriminde Mutlak Monarşi'ye ve Roma Katolik Kilisesi'ne karşı "Özgürlük, Eşitlik, Adalet ve Kardeşlik" için zincirlerini kırarak ayağa kalkmış ve mücadele de dik durmayı başaran "Kadın Figürü" tamda Oruçoğlu'nun dile getirmeye çalıştığı,  saygıyla selamlayarak, öpücükle onore etmeye çalıştığı kadınları simgeliyor aynı zamanda.
Işte böyle isimsiz bir halk kahramanı kadın'a, Ressam'ın verdiği "Marianne" ismi ile 1830 yılında başlayan, Kral 10. Charles'in devrilişine yol açan üç günlük halk ayaklanmasının anısına yapılmış olan bu Tablo, tüm dünya da Fransız Devrimi'nin simgesi olarak kabul edilmektedir.
"Halka Yol Gösteren Özgürlük"  Figürü,  bugün Fransa'nın Ulusal Meydanı'nda, Belediyelerde ve Mahkemelerde Bronz Heykel'ler olarak bulunmaktadır.
Bugün Paris Sokaklarına dökülen "Sarı Yelekliler Hareketi"  bu "Halka Yol Gösteren Özgürlük"  simgesinin etrafında nasıl kenetlendiğini görüyoruz.
Evet Fransa'nın halkı, Frasa Devrimi'nde simgeleşen mücadeleci kadınlarını "FRANSIZ ÖPÜCÜĞÜ" ile böyle onurlandırıyorlar.
Ne yazık ki bizim, iki yüzyıl önceki FRANSA'ya ulaşabilmek için ve kadınların mücadele içerisinde ayağa kalkarak, dik durarak Devrimlerin Sembolleri haline gelebilmeleri için daha çok Yüzyillara ihtiyacımız var. 
Ön görüm, türkiye'deki devrimci hareketler, türkiye zemininde yürütülen devrimci mücadeleler  hiçbir zaman böyle bir düzeye varma olasılığına  ulaşamayacağı yönündedir.
Küçük bir Anektod daha ekleyerek bitirmek istiyorum.
New York'taki Özgürlük Anıtı, bu tablodaki Kadın örnek alınarak yapılmış, Fransa tarafından bir Özgürlük Sembolü olarak Amerika Birleşik Devletleri'ne hediye edilmiştir.
Ancak, Amerikalı yetkililer kadının yarı-çıplak vaziyette olmasını uygun bulmadıklarından, heykelde değişiklikler  yaparak kadının açıkta kalan gögsünü kapatmışlardır.
Tıpkı bugün Islami-faşist türk  devleti'nin sahip olduğu gerici anlayış ve ziyniyetler gibi...  Tıpkı Suriye'deki Müzelere saldırarak , kadın  figürlerini parçalayan Cihatçı Çeteler gibi !..
Saygı ve Sevgilerimle...
05.02.2021
Hüseyin Aktülün

Karikatür/ Aşkın Ayrancıoğlu