SEVDALI KIZ HAKKINDA

Muzaffer Oruçoğlu’nun yazdığı Sevdalı Kız adlı yapıt, biçim ve içerik yönünden yenilikler getiriyor. Sevdalı Kız, yazarın Çıplak ve Özgür(2) adlı yapıtında dile getirdiği dünya görüşünü yansıtan tezlerin bu yapıtta da masal türünde işlendiğini gösteriyor.Kısaca tezli masallar bunlar...KONU VE İÇERİKLERİ YÖNÜNDEN MASALLARSevdalı Kız’da yer alan masalların kahramanları cinsiyetleri yönünden bir bütünlük gösteriyor. Onlar, çoğunlukla dağlarda yaşayan bir bakıma kadının gücünü simgeleyen varlıklar. Yağmurlaşan Kız’da bereketin, sevginin, bilgeliğin simgesi olan ve insanlara kendi güçlerine inanmalarını öğütleyen Asmin, tüm masallardaki kadın kahramanların ortak paydası. Serçe Kız’da kahraman: “ Aşktan incecik bir köprü kursam, kara çarıklı çocuğumu çağırsam, aşka dursam” derken Asmin’nin diliyle konuşur. Doğu mitlerinden, eski halk masallarından, Aborjin dünyasından alınan renklerle zenginleşen iç dünyası ile Serçe Kız: “ Aşk ve bilgi ateşini hünerimin ateşinde seviştirdim/Duyun ey çocuklar duyun, okuyun/ Sevdim, birleştim/ Bilgeleştim” sözleriyle de Asmin’nin niteliklerini yansıtır.ARI KIZArı Kız, başlıklı masalda, çocuklara şöyle seslenir kahraman: “ Unutmayın çocuklar aşk özgürlüktür, bütünleşmedir.” Ayrıca Arı Kız, insanın yüreğindeki güçle, en uzak mesafeleri aşarak direnci ile amacına ulaşabileceğini vurgular.Bakır Bacak, kışın aç kalmış bir kurdun masalıdır. Kurt dolunayın kendisine yol göstermesiyle bir mağaraya gider. Orda elli yıldan bu yana masal yazmakta olan aksaçlı Asmin’le karşılaşır. Kurt yaşamı boyunca yaptığı saldırganlıklardan pişmandır. Kurt iyiliğe tutunmak ister. Asmin, kurda şunları söyler: “ Yetmiş yıl öldürmekten vazgeçmişsin. Yetmiş yılda bunun acısını çekeceksin”. Asmin kendiside yetmiş yıldır acı çekmektedir. Onunkisi aşk acısıdır. Kurt bu acının nasıl bir şey olduğunu anlatmasını ister Asmin’den. O da aşk acısının insanın güzelleştirdiğini, insanın içinde bulunan bin görkemli güzelliğin binini de ayağa kaldırdığını söyler. İnsanın, aşk aracılığı ile güzellikleri tanıması, yaptığı kötü şeyleri anımsayarak utanması bu amaçla kendi özünü bulması gerekir. Munzur Dağı’nın gözelerinden göklere açılan bir kümbet. Kümbetin kapısında inci ve mercan harflerle yazılmış bir levha... Levhada, insanın iyilik uğruna saçlarını ağarttığı yazılıdır. Levhaya göre insan aynı zamanda özgürlük içinde savaş vermiştir. Kümbetin içinde altın saçlı, güzel mi güzel bir kız vardır. Asmin’dir o. Barışın sağlanması, öldürmelerin sona ermesi için çalışmaktadır. Masalın sonunda öldürme aracı olan tüfek Asmin’nin gücü ile ışıklı bir kitaba dönüşür. Bu kitabı okuyanların yüreklerinde iyilik duyguları uyanacaktır. Eller birbirine değecek, kollar kenetlenecek; kollar kenetlenince de tüfekler dağdan inecektir. Bu özgürlüğün kazanılmasıdır. Çünkü özgürlüğün olduğu yerde tüfek olmaz. Geyikler bile özgürlüğün sesini dinlemektedir. Kümbet adlı öyküde bunlar anlatılır kısaca.Koye Sur adlı masalda, aşkın ne olduğu tartışılır. Bir dağdır Koye Sur. Dağının yamacında toprak saçlı, kızıl pabuçlu bir kız yaşamaktadır. Bu kız o çevrede yaşayan tüm insanların umut kaynağıdır. Özellikle kadınların. Tüm insanlar onu ziyaret etmektedir. Gözleri görmeyen bir çocuk kızı aşk simgesi olarak değerlendirir. Ona göre bu kız aşkın özüdür. Gözleri görmeyen çocuk bu güzel kıza aşkını ilan edecek bir yiğidin bulunup bulunmadığını sorar. Kız önce aşkın ne olduğunu açıklamalarını ister insanlardan. Birçok kişi kendi anlayışına göre aşkı tanımlar; aşkın anahtarı bulunamamıştır bir türlü. Sonunda gözleri görmeyen çocuk şöyle konuşur. “ Aşk kapısı sözle açılmaz, körün gördüğü o görkemli gözle, yani özgürlük aşkı ile açılır; ben o aşkı yaşamımla besledim, şu anda gördüm.” Bu sözlerden sonra aşk kapısı açılır. Gerçek aşkın özgürlük olduğu vurgulanır.TİLKİ İNİNDE YAŞAYAN KIZTilki İninde Yaşayan Kız’ın kahramanı gene Asmin’dir. Barık Dağı’nda yaşamaktadır. Savaşta anasını, babasını yitirmiştir. Savaş onun bir gözünü ve bir kolunu da alıp götürmüştür. Yüzünde derin yara izleri vardır.küçük bir ayna tüm varlığıdır.bir gün aynaya bakarken kendisine seslenen bir ekmekle karşılaşır. Ekmek tedirginlik içindedir. Savaşın nedeninin kendisi olmadığını söyler. Asmin savaşın nedeni olarak ekmeğin tutsak edilmiş olmasını gösterir. Ekmek kendi tutsaklığından kurtulup onu tutsak edenleri aç bırakmalıdır.böylece onlar aç kalmanın acısını anlayacaklardır. Masal bu noktada toplumsal bir soruna dönüşür. Ekmeği tutsak edenlerle ekmeği bulamayanlar arasındaki uzlaşmaz çelişki çıkar ortaya. Tüfek de savaşın nedeni olmadığını ağlayarak anlatır. Tüfek Asmin’in uyarısı üzerine aslına dönmek için yola koyulur. Tüfeğin kabzası çocuklara oyuncak, demiri de çiftçilerin karasabanı olacaktır. Ekmek, savaşın nedeni olabilecek altınla karşılaşır. Altın da savaşın onun yüzünden çıkmadığını söyler. Başından geçenleri anlatır. O, toprağın bağrında bir cevherken ateşe atılıp eritilmiş parçalara bölünerek pazara sürülmüştür. Öldürenlerin göğsünde madalya olmuştur... Altın Asmin’e yalvarır: “ Ne olur bana lanet okuma, beni savaş borusundan, kan kokusundan çıkar, aşk ve şiir deryasına sür.” Asmin altına şunları söyler: “ Git alın terinin altın kalemi ol. Bilgi ve aşk ateşinin hamalı desinler sana. İnsanı taşı insana.” Amin’in yaraları iyileşir artık. Çünkü o araçların yararlı şekilde kullanılacaklarını, ekmeklerin büyüyeceğini, açlığın ve paranın yenilip tüketileceğini bilmektedir. İnsan artık özgür ve mutlu olacaktır.Hayvanların da onurunun kurtarılması gerektiği savunulur Küçük Eşek’teFERNOKahramanı erkek olan tek masal Ferno. Sibas Dağı’nın eteklerinde yaşayan bu adam, tüm insanlara tepeden bakan birisidir. Ferno aşık olmuştur; ama aşkına ilgi gösterememiştir. “ Aşk ilgilidir, duyuların beyindeki bilgileridir” aslında ayrıca adam açıklığı ve özgürlüğü de aşkına yasak etmiştir.Asmin, Ferno’ya şu öğütleri verir: “ Söyleyeceğin sözü önce kendine yönelt, ondan sonra söyle ağzın düzelsin. Başkalarının acısına yaşadığın en büyük acının gözüyle bak, gözlerin büyüsün. Yıkılan putların tarihini oku, büyüklüğe kapılıp insanlara tepeden bakma. Boyun normalleşsin. Boş boş gezme, iş bul çalış, ayakların küçülsün, ellerin büyüsün. Büyüyen allerden bereket doğar. Yalanı ve dedikoduyu bırak. Aşık ol, açık ol, özgür ol, bilgi ateşi ile dol... “ Ferno iyi bir insan olur, herkese akıl danışmaya başlar.Kitaba adını veren Sevdalı Kız’da Ali Gözü’nde yaşayan bir kız; ergenlik çağına gelince ilk çıkan yakışıklı delikanlıya aşık olur. Delikanlıya; “ Gülüşünde bilgi var ey güzel delikanlı... Bakışlarında ilgim kadar ilgi var. Çarpıldım aşık oldum. Ben, önce öze bakarım, biçime değil. Işıyan göze bakarım ışık ol ak içime” sözleri ile aşkını ilan eder. Delikanlı kızın içine akmış akmasına ama kız yoluna devam etmiş. Onun aradığı gerçek aşktır. Aşkın bilgeleştirdiği kimseyi aramaktadır. Yolda bir dervişle karşılaşır. Masalda bundan sonra yoğun bir gizemsel hava oluşur. Kıza göre derviş, hayatı karasabanla sürerek iç dünyasını zenginleştirmiş, birikiminden bilgi doğmuştur. Bilgisi aşka dönüşmüş, aşkının güneşi sakalında parlamıştır. Kız dervişe aşık olur. Biraz sonra ikisi de ortadan kaybolur. Gizemcilerde olduğu gibi, kız gerçek aşk peşinde yılmadan dolaşmış, güzellerden güzellikler devşirmiş, gerçek aşkı mağarada yaşayan bir çocukta bulmuş; biraz sonra çocuğun ortalıktan kaybolduğunu görmüş. Aşk yolunda yaşlanan kız, zamanın aşka dar geldiğini anlamış. Aşkın sonsuz bir arayış olduğunu, insanın içinde aşk ateşi yandıkça ihtiyarlamayacağını anlamıştır.Sultan Yet Tepesi’nde yaşayan beş yaşındaki bir kızın: “ Ben ne olacağım” sorusuna yanıt araması anlatılır Mimsa’da. Bu soruya yanıt bulmak için yollara düşer kız. Sorusunu kargaya, ayıya, çakala ve yılana sorar. Yılanın söyledikleri ilginç gelir kendisine. Yılan: “ senin sorduğun sorunun yanıtı senin saflığındır” demiştir. Kız, bu kez saflığını aramaya başlar. Saflığını, olağanüstü nitelikleri olan bir evde yaşayan bir kızda bulur. Aslında aradığı kız kendisidir. Masalda Attar’ın Mantıku’t-Tayr’ında işlenen konuya benzer bir yön vardır.Madenci ile Kanarya, Göçük adlı masallarda maden işçilerinin yaşamı anlatılır. Maden işçilerinin umutları, korkuları, kendi dünyalarında çoğalttıkları değerler sergilenir. Bu masallarda, masal türünün değişmez öğelerinden olan, kahramanın kendisine yüklenen bir görevi yerine getirmesi öne çıkar. Kanarya, işçileri grizu tehlikesine karşı uyarma görevini üstlenmiştir. Göçük’te ise kahraman göçük altında kalan beş çocuğu kurtarır. Üretim araçlarının onları kullananların elinde kazandıkları kutsal değerlerde vurgulanır. Maden işçileri içinde kazma, işçinin içinin ateşi, onu yaşama yolunu açan bir güç, dünyanın ışığıdır. Aynı zamanda kazma, kuşaklar boyu madenciyi besleyen yaşamın bir parçası olmuş kutsal bir varlıktır.Geyik Ana: “Aşkın yaşlanmayacağı, sürekli genç kalacağı” görüşünü dile getirmek için kurgulanmış.İnsanları köleleştiren Balabe’e karşı onun hareminde bulunan kırk kadının inançları yerine bilinci, korkuları yerine cesareti koymalarıyla beye karşı isyanlarını anlatır. “Aşkla Yeniden Doğmak Aşka ” adlı masalda beyin haremine zorla getirilen şahin gözlü kız Asmin, haremdeki kadınlara öncülük eder, kutsal gücünü bölüştürür onlara. Başkaldırı başarıyla sona erer. Özgürlük kazanılmıştır.SONUÇLARMasallar aşk teması çevresinde kurgulanmıştır. Kahramanlar değişik işlevler yüklenmelerine karşın, varılan noktada sonuçlar masalları içsel yönde birbirine bağlar. Asmin, tüm masalların ortak öznesi gibidir. İnsanın tinsel olgunlaşmasını, yaratıcılığını aşkla zenginleştiren ve çoğalan iç dünyasını, bereketi, başkaldırıyı ve bilgeliği simgeler Asmin. Sürekli olarak aşkın aranması, bulunup yeniden yitirilmesi açısından gizemci bir dünya görüşünü yansıtır. Aşk zaman zaman karşı cinse duyulan zengin bir duyguyu yansıtsa da masallarda aranan aşk “ kutsal aşk” la ilişkilendirilir. Aşk aynı zamanda etkinlik gücüdür, insanların birbirlerini sevmeleri bir görevdir. İnsanın, sürü olmaktan kurtulması bilinç kazanmak, korkuyu yenmek sevmek, ortak duyguları birleştirmektir. Asmin, kendisini değiştirmek isterken, başkalarını da geliştirmektedir. Kısaca masallardaki aşk, birleştirici, insanı etkin kılan, insanlar arasında kötülüklere son veren sonsuz değerler içeren bir güçtür. Bu yönüyle masallara klasik anlamıyla masal demek mümkün değildir. Gizemcilikle beslenmiş bir metinlerde, gizemcinin bireysel aşkının yerini, insanları birleştiren, insana sorumluluklar yükleyen, kişinin varoluşunu anlamlandıran bir aşk anlayışı almıştır.KAHRAMANLAR KADINMasalların kahramanlarının neredeyse hepsi kadındır. Gerçek masalda da kadın kendi gücünü ispatlamaya çalışır. Bu metinlerde de aynı anlayış sezilir.Tekerleme bölümleri, kahramanlara belirli işlevler yükletme, kıssadan hisse diyebileceğimiz görüşlerle Sevdalı Kız geleneksel masallarla ilişkisini sürdürür. Cin, peri, ejderha, büyücü kadınlar yoktur masallarda (3) . Doğal öğeler çok kısa betimlenmiştir.Masallar genellikle çocuklara seslenir; ama bu masallarda çocukların kavrayabileceği bir anlatım dizgesi izlenmemiştir. Aslında aşk gibi karmaşık bir konunun çocuklar tarafından anlaşılması da zorluklar ortaya koymaktadır.Sevdalı Kız’daki masallar bu konuda yapılmış sınıflandırmalara da uygun değildir. (4) Yazar, özgürce kurgulamış onları. Kendi dünya görüşünü oluşturan öğeleri de sindirmeye çalışmış bu metinlerde.Masallardaki gizemli görüşler anlatım gücünü zayıflatmış kahramanların işlevleri ile bu işlevlere bağlı olarak varılan sonuçlar anlatım bütünlüğü yönünden zayıf kalmıştır. Gizemci tavır eylemlerin anlamını örtümüş görünmektedir.Kökenleri bakımından bu masallar, bizim masallarımı besleyen öğeler dışında İran, Hint kaynaklarından bazı öğeler almıştır. Ayrıca Avustralya’da yaşayan Aborijin(5) efsaneleri de masalları besleyen kaynak olarak gösterilebilir.Hüseyin Seçmen