Monolog/ Hikmet Kuran

Aşağdaki linkde Muzaffer Oruçoğlu Gazete Patika'da bir monolog ile kendisine kadın hareketi tarafından yöneltilen ithamlar ve tepkiler karşısında kendini savunmaktan ziyade kendini ve iç dünyasını açıyor.
Baştan sona okumanızı isterim. Yargı tek yanlı olmamalıdır.

Şu noktada sanırım kadınlarda erkeklerde çağdaş kafalı tüm insanlar birleşmekteyiz: Toplumun ahlak ve namus anlayışın sorgulamak onu çağdaş normlar içinde yeniden üretmek.

Ama bunu yaparken bu işin bugünden yarına yapılacak bir iş olmadığının bilincinde olmalıyız. Zira karşımızda alt-yapıdan bin kez daha inatçı üst-yapının en katı en tutucu kurumu var: AHLAK.

Ben bu yazıyı okuyuncaya kadar Oruçoğlu'nun romanlarında nasıl bir cinsellik ve ahlak anlayışını işlediğini bilmiyordum. Taciz konusu gündeme gelince bazı arkadaşlar itham şeklinde bazı şeyler söyledi. Ama ben onun Tweet'deki ifadesinden ahlak anlayışını kavramış ve bu tür bir düşüncenin kaynağına yönelip "Marksist Ahlak" ile başlayan üç yazı  kaleme aldım.

İki şey biri birine karıştırılıyor. Bireyin özgürlüğü ile toplumun yasaları. Bir birey, birey olarak istediği cinselliği ve ahlak anlayışını tercih edebilir ve karşılıklı rıza içinde bu anlayışı partner veya partnerleri ile de yaşayabilir. Kimse kendisini "Ahlak komiseri" yerine koyup insanların yatak odasına girme suçu işlemesin.
İknci husus bir insan romanlarında kendi ahlak, inanç ve cinsellik konusundaki veya başka herhangi bir meselede düşüncelerini özgürce ifade etmek hakkına sahiptir. Bu düşünce özgürlüğü toplumsal gelişme ve dönüşümün motorudur bunu yasaklamak çağdışıdır.
Ama burada Oruçoğlu bir hata yapıyor. Kaş yapayım derken göz çıkarmak diyebiliriz. Roman gerçeği hayatın gerçeği değildir. Roman kahramanları bir kadını hem yanağından hem de dudağından  öpebilir öpmelidir de, Burkayın mısralarıyla "Yoksa ben nasıl ynilenirim" (Gülümse).

Biz devrimciler 1980 lerde en zor koşullarda, en gerici ortamda mücadele verirken bir ilkemiz vardı bizi çoğu zaman zafere ulaştıran basit ve temel bir ilke: DİRENİŞ ÇİZGİSİ.

Bu "çizgi" toplumsal devrimin her alanında özellikle köhnemiş ahlak değerlerine karşı mücadelede temel ilkemiz olmalıdır. En ufak bir hata kitleler nezdinde affaroz edilmemize neden olabilir. Demir tavında dövülecektir. Kimse kendi subjektivizmini objektif gerçeklik diye yansıtma hakına ve lüksüne  sahip değildir.

. Ben "Marksist Ahlak" başlıklı yazımda bir kaç örnek çıtlattım. Zira sol ister kadın ister erkek hepside bu noktada aynı kaynaktan besleniyorlar. Kimisi Marksizmin bu tezlerini anlamamış olabilir, ama Oruçoğlu onu anlamış ve özümlemiş bir Marksist.

Monolog'da ki şu sözleri, benim Marksis Ahlak eleştirimde gündeme getirdiği Morgan'ın tezlerine doğrudan bir  çağrışım yapıyor.

"Soru: Dudağı niye kattın? Dudak tehlikeli.

Hiç de değil. Yıllardır yazdığım yazılarda, organlar arasında ayırım yapan, onların bir bölümünü kafese sokan, mekruh sayan, bir bölümünü ise öven, aşkın berceste mısrasında tahta oturtan mülk dünyasının anlayışına karşı çıkmışımdır. Kurulu dünya ahlakının dışında düşünmeye çalışan bir insanım. Bunu ne ölçüde başarıyorum bilemem. Hiçbir organın, ayırıma uğramasına tabu, yasak, mahkum haline getirilmesine taraftar değilim. Bu benim, yaşamın çıplaklığına saygı duyan Aborjin ilkemdir. .... Benim kültürümde, sütyenlerini çıkarıp atan, topluma cinsel özgürlüğü dayatan 68 Alman kadınlarının renkleri var. "

"Aborjin" ahlakı Morgan'dan gelen ilkel komünal ahlaka referanstır. Alaman kadınlarının çıplaklığı ise 68 kuşağının cinsel özgürlük rüzgarını yansıtır. Ben 1980 lerin sonunda geldiği Stockholm'de bu dalganın son esintilerine şaşkınlık içinde şahit olmuşumdur. Şehirin en merkezi yerlerinden birinde aile boyu çırılçıplak suya giren ailelere rastlamak olağan bir durumdu.

Sonuç olarak Oruçoğlu bir gaf yapmıştır. Hepimiz her an yapabiliriz kimse hatadan amade değildir. Ben onun kadınlardan özür dileyeceğine inanıyorum. Hatayı görmek ve hatadan dönmek bir erdemdir, Onda bu erdemin var olduğuna inanıyorum.