SERGİNİN AÇILIŞINA GELEMEYEN RESSAM

Yaşamını Avustralya’da sürdüren sanatçı Muzaffer Oruçoğlu’nun “Avustralya’dan Anadolu’ya” adlı sergisi, Beyoğlu’ndaki Karşı Sanat Çalışmaları’nda açıldı. Muzaffer Oruçoğlu’nun sergisinin adı, kendi yaşamını da özetler nitelikte. “68 kuşağı”nın önderlerinden olan ressam, 1973’te İstanbul’da yakalanıp ömür boyu hapse mahkûm edildi. 13 yıl hapis yattıktan sonra askere gönderildi. 40 gün sonra Mayıs 1986’da Yunanistan’a kaçtı, ardından Fransa’ya iltica etti. Çeşitli dergilerde ve konularda makaleleri yayımlandı. 1988’de Avustralya’ya yerleşen, burada resim ve heykel eğitimi alan Oruçoğlu, 6 ülkede 40’tan fazla kişisel resim sergisi açtı. Sanatçının 13’ü roman, 7’si şiir, 2’si masal olmak üzere farklı türlerde 28 kitabı bulunuyor.50’ye yakın yapıt Gerçeküstücü bir tarzda ele aldığı yapıtlarında Hititli kadınlardan madencilere, yabancılaşmadan göçmenliğe uzanan bir dizi olguyu işleyen Oruçoğlu, kâğıt ya da bez üzerine karışık teknik, kolaj, akrilik kullanarak yaptığı çalışmalarında ağırlığı, mizahi bir şekilde ifade ettiği insan yüzlerine veriyor. Sergide ressamın farklı dönemlerinden 50’ye yakın yapıtı yer alıyor. Askerlik sorunu nedeniyle Türkiye’ye, dolayısıyla sergisinin açılışına gelemeyen Muzaffer Oruçoğlu, sorularımızı internet üzerinden yanıtladı. 18 Mart 1947’de Kars’ta doğan ve Anadolu kültürünü yoğun bir şekilde özümseyen ressam Avustralya’nın kendisini nasıl etkilediğini şöyle anlatıyor: Bir Aborjin öyküsü“Geçenlerde, Kakadu Milli Parkı’nda bir parça toprağa sahip olan bir Aborjin klanının yaşlısına, uranyum tekeli, toprağında çok zengin uranyum bulunduğu için beş milyar dolar teklif etti. Adam hiç düşünmeden, anında reddetti teklifi. 'Bu zararlı maddenin yer üstüne çıkmasına gönlüm razı değil, balık tutmak bana yetiyor,’ diyerek beyaz dünyayı hayretler içinde bıraktı ve güldürdü. Bu, anlamı oldukça derin ve yalın bir mizahtır. Beni çekiyor. Mizahın incelmesinde ve anlam derinliğine kavuşmasında baskının rolü vardır. İnsanı kendisiyle baş başa bırakan, kendisine mecbur eden, krize ve arayışa sokan baskı, iç dünyasını harekete geçirebiliyor.”İki ayrı coğrafyada yaşamak Oruçoğlu’nun sanatını da yoğun bir şekilde etkilemiş. Hitit kadın ve erkek heykellerinden olduğu kadar Aborjin ve Pasifik adaları yerlilerinin heykellerinden de ilham almış sanatçı. Oruçoğlu, “Bu heykeller dünyaya, insanın gözüyle değil, doğanın gözüyle bakıyor. Yirminci yüzyılın Picasso, Henry Moore, Miro gibi sanatçılarının eserlerindeki ruh da bunları çağrıştırıyor” diyor. Serginin kataloğunda yer alan söyleşisinde günümüz ressamlarının önemli bir kesiminin yaşadıkları dünyanın sorunlarını tuvallerine taşımadığını söyleyen Oruçoğlu, sanatın 'başkaldırı’ işlevini yitirdiği görüşünde:'İnsan rezil bir yaratık’“Sanat zaten her zaman, mevcut ekonomik düzenin bir parçasıydı. Bu parça, ekonominin gidişatına ve ruhuna şimdi daha çok bağlandı. Tek boyutlu, tek renkli, beton binaları, reklam panolarını, renksiz ve derinliksiz boşluğu çağrıştıran sanat yaygınlaştı. Diklenişini ve karşı koyuş gücünü önemli ölçüde yitirdi. İnsan, haddinden fazla rezil bir yaratıktır. Bereket versin ki, onda iğfal edici bir ateş var; yaratıcı ateş. Belasını ayna gibi kullanan o ateş, yaşayan mirasına dayanarak, sanatını, eskisinden daha ileri bir biçimde mutlaka kuracaktır.”Sergi 18 Ağustos’a kadar açık.Karşı Sanat Çalışmaları (0212) 245 15 08 'Aydınların desteği beni sevindirir’ Oruçoğlu’nun kendi sergisinin açılışına katılamamasıyla ilgili hisleri ise şöyle: “Sergide olmamak üzüntü kaynağı. Askerlik sorunu ülkeye girmeme engel. Bu engelin kalkması için elimden gelen çabayı harcıyorum. Ben asıl ilham kaynağımla, bağrından koptuğum halkla içli dışlı olmak, onların manevi zenginliğini sanatsal yaratıcılığıma taşımak, onları yaşamak istiyorum. Gelecekte ülkede olacağıma da inanıyorum. Ben ülkeye asıl kendi çabamla girmek istiyorum. Aydınların desteği de benim için sevinç kaynağı olur