Avrupa Demokratik Kadın Hareketi

Günlerdir kamuoyu gündemini meşgul eden #uykularinkacsin eyleminin içerisindeyiz. Yazar Hasan Ali Toptaş’ın cinsel saldırıda bulunduğu yirmiden fazla kadının cesaretine tanıklık ediyoruz ve bu cesareti yaymak için uğraşıyoruz. Bunlar yaşanırken de çeşitli erkek dayanışmalarına şahit oluyoruz. Toptaş bunlardan güç almış olacak ki kabul ettiği iddiaları beşinci gün reddetti.
Toptaş’la birlikte diğer birkaç yazar da kadınlar tarafından ifşa edildi ve çeşitli şekillerde protesto edildi. Erkek şiddetinin her türlüsüne maruz kalan bütün kadınlarımızı bu cesaretten ilham almaya ve erkek şiddetini teşhir etmeye çağırırken biz de Avrupa Demokratik Kadın Hareketi olarak bu süreçte neyi doğru, neyi yanlış bulduğumuzu üye, aktivist, taraftar kadınlarımız ve kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz.
Taciz-tecavüz ve her türden erkek şiddeti hiç bir zaman  gündemden düşmedi maalesef. Çünkü erkek egemen zihniyet ve eril dil, erkek şiddetini gün be gün üretmeye devam ediyor. Milyonlarla ifade edilen erkek şiddeti vakaları, bugünümüzün en yakıcı sorunu olmaya devam ediyor.
H. A. Toptaş ifşasıyla, sorunu görece aşmış zannedilen entellektüel sınıfın içerisinde de var olan erkek şiddetinin sonsuza kadar saklanamayacağını gördük.
Edebi maharetler ve eril dilden dökülen ‘cins eşitliği’ diskurlarının tacizlerin üstünü örtmeye yetmeyeceğini gördük.
Erkek şiddetine karşı kadın dayanışması örülürken, yer yer birbirilerini koruma telaşına düşen erkeklerin cins dayanışmasını da gördük.
Bütün gördüklerimiz ve bildiklerimiz ışığında;
– Her türden erkek şiddetinin tam karşısında duruyor, kadın ve LGBTİ düşmanlığına hizmet eden her türlü eylem ve söylemi red ediyoruz!
– H. A. Toptaş ve benzerlerinin, “ya kadın yalan söylüyorsa” gibi samimiyetsiz duyarlıklarla korunup-kollanmasını red ediyoruz.
– Kadının beyanı esastır ilkesi gereği, (sadece iki kişinin var olduğu bir ortamda,  taciz suçunu kanıtlamanın zorluğunu da göz önünde bulundurarak) tacizle suçlananın, suçsuzluğunu kanıtlamasını savunuyoruz ve talep ediyoruz.
– Komün Tv’nin bir programında M. Oruçoğlu’nun yazarların kitapları ve kişiliklerinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği vurgusunu kısmen doğru saymakla birlikte sorunlu da buluyoruz. Çünkü biz, burjuva yargısı ve eril hukuktan kadın lehine bir adalet çıkmayacağını  pratikte deneyimleyerek öğrendik.
-Elimizde yaptırım gücü olan başka bir yargı mekanizması da henüz yokken;  bir yazarın eril şiddetine karşı yaptırım gücümüzü ortaya koyabilecek belki de en hafif enstrümandır kitaplarını almayarak protesto etmek. Bu bir tercih değil, zorunluluktur.  Yoksa kitabı sorun olarak görme absürtlüğünde değiliz.
-Yine programın sonunda ve akabinde sosyal medyada, Oruçoğlunun bir tweet ile dile getirdiği “beni kadın düşmanı olarak da görse, mücadele eden kadınları öperim” olarak özetlenebilecek söylemini sorunlu buluyoruz.  Hiçbir niyet okuması yapmadan diyoruz ki; kadın vücudunun cinsel obje olarak kategorize edildiği eril dünyada, bu söylemin ‘sözlü taciz’ olarak addedilebileceğini hesaba katmak zorundaydı. Kendisi cinselliği tabulaştırmanın karşısında yer alsa da, kadının cinsel özgürlüğünü savunsa da bu özgürlük ancak kadının mücadelesi ile kazanılırsa gerçek anlamını bulacaktır. Bunun için defalarca dile getirdik yine söylüyoruz; ilişkilerde erişkin bireylerin, özgür iradeleriyle karşılıklı rızaları esas aldığımız temel kriterdir. Bunun için farazi de olsa, ironi de olsa karşılıklı rıza olmadan kimse kimseyi öpemez!
-Erkek şiddetinin vahameti ve sorunun aciliyeti düşünüldüğünde söz konusu programın kapanışında program sunucusunun lakayt tavırlarını sorunlu ve eril buluyoruz ve bir özür bekliyoruz.
Ayrıca;
-Söz konusu programın akışı içinde Oruçoğlu, aile içi ilişkilerde (yani partnerler-eşler arası ilişki içinde) bir taraf istemese de ‘hayırhah’ bir tutumla birlikte olunmasını tecavüz olarak nitelemesine  ve aile içi tecavüzlere vurgu yapmasına rağmen;
Ya programın tam olarak izlenmemesinden veya tam olarak anlaşılmamasından olacak ki; bu söylemin bağlamından kopartılarak ve cımbızlanarak “Oruçoğlu tecavüzde kadının hayırhah onayı vardır” dedi şeklinde çarpıtılarak ifade edilmesini ve bu ifadenin linç çağrılarına gerekçe yapılmasını doğru bulmuyoruz!
-“Kadının cinsel özgürlüğü savunusu üzerinden Oruçoğlu’nun, tacizler için kendisine alan açmaya çalıştığı” söylemini  satır aralarında ‘namus’ kavramına sığınarak açıklanmasını gerici buluyoruz.
-Yayın pratiği ile ezilenlerin sesi olmayı başarmış Komün Tv’nin yapımcı ve yöneticilerine seviyesi yoruma açık bir jargonla “yavşaklar” denmesini, bizatihi eril dilin bir tezahürü olarak görüyoruz!
-Her türlü muhalif sesin susturulduğu, iktidarın borazanı olmayı rededen bütün alternatif iletişim kanallarının bir bir kapatıldığı, sosyal medyanın dahi yasaklanmayla yüz yüze kaldığı zamanlardayız. Böylesi bir kuşatılmışlık altındayken; 50 yılı aşkın kan, can pahasına verilen mücadeleyle kazandığımız bir mecranın, özgürlükçü ve eşitlikçi yayın ilkeleriyle ezilenlerin sesi ve serbest kürsüsü olmuş kanalın, kısır tartışmaların odağına oturtulmasını, linç edilerek heba edilmesini doğru bulmuyoruz!
– Hürriyet gibi bir paçavraya demeç vermekten ar etmeyen, ana akım medyayı arkasına alan sözde entellektüellerin, canlı yayında  ve neticede bireylerin kendilerini bağlayan söylemlerini bahane ederek Komün Tv’yi hedef göstermesini doğru bulmuyoruz.
Doğru bulmadığımız bunca şeye rağmen; dünyanın her bir noktasındaki kız kardeşlerimizle birlikte, kurtuluşumuz için mücadele etmekten ve kız kardeşlik ruhununu örmeğe devam etmekten asla vaz geçmeyeceğiz!
Erkek şiddeti yeryüzünden silinene kadar buna karşı her alanda mücedele vermekten asla geri durmayacağız!
Mücadelemizde önümüze çıkan veya çıkartılan bütün engelleri, kadın mücadelesi ve dayanışmasının devrimci-dönüştürücü enerjisi ve gücüyle aşacağız.
Bütün canlıların eşit hak ve özgürlüklere sahip olduğu, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyayı birlikte kuracağız.
Özgür bir dünyayı kurma yolculuğumuzda kırılan kol yen içinde kalmayacak! Tedavisi mümkün olmayan kangrenlenmiş bir organı kesip çöpe atmakta asla tereddüt etmeyeceğimizin de bilinmesini isteriz.