KALABALIK, TAŞ VE GÜL/ Kemal Kutan


KALABALIK, TAŞ VE GÜL
Uzun ve yorucu bir çalışmadan sonra, sosyal medyanın penceresini bu sabah yeniden açtım. Meğer ki gecikmişim, devrim olmak üzereymiş. İnterneti de olan hızlı trenle ilerliyorlar malum, neredeyse kaçıracaktım. 
Yine bir kalabalık. Yok ne bir hotelin etrafında ne de Malum-Sarayın. İnternet ortamında. Propaganda teknikleri modern, birbirlerini ajite edip duruyorlar. 
Atış serbest; kim artık hangi acıyla vurduysa. Ülkeyi 20 yıldır esir almış, bırakmak istemeyen, oynanmadık bir değer bırakmayan, gerici bir rejim için her gün kadınları öldürten zorbalara karşı değil bunca çağrı ve linç, altta, eline vurmadan ekmeğini alabileceğiniz insanlara karşı. Öyle cesaret ve risk gerektirmeyen bir durum. Arjantin’deki gibi de değil. Dışarıya bayılsak da bizim mahalleye özgü, alaturka. Taklit aşamasından üretim aşamasına geçemedik malum. 
Hak hukuk için dövüşenler başkalarının hakları için de hassas olurlar. Eleştiride cesaretliyken, hakaret ve suçta geride ve önleyicidirler. 
Şu meydana bakın, kalabalığa bakın, iş eleştiriyi aşmış, bir linçe dönüşmüş, kitap yakma gibi faşizan çığlıklar atılıyor, durun bir, ne oluyor diyen yok aynı cenahtan. 
Nerde bizim insani değerlerimiz, düşeni kaldıran, zayıfa kalkan eli havada tutan kadının barışçıl, kudretli eli? 
“Bu ne şiddet bu ne celal ey nazlı...” diyesim geldi. Yanı başında faşizme bir taş atmazken bu kalabalık, ne oldu da kişisel kusurlara karşı böyle topluca linçe yöneldi? 
Kavgada araya girip ayırmaya çalışırken dayak yiyen, bazen de iki taraftan dayak yiyen hatta hayatını kaybeden insanlar olurdu. Biraz öyle oldu. Çünkü burada durum farklı. Olay var olay içinde! 
Hiç bir şey tesadüf değildir. Olaylar münferit mi sanıyorsunuz? Öyleyse tahlil yeteneğiniz pek iyi değil. Mücadelenin türlü yolları vardır. Şimdi bu tarz daha etkilidir. Şu kalabalığa bakılırsa evet daha etkilidir. Bunun işaretleri aylardır vardı. Şaibeli durumlar da var, gerçek olaylar da. Kalabalıklar kendisine sıra gelene kadar bu durumu idrak edemez. Olayların genelde bir merkezden koordineli şekilde yürütülen bir çalışmayla kullanıldığına kuşku yoktur. Bütün muhalefet odaklarına karşı farklı türde bir yönelim vardır. Canlı, dinamik ne varsa yönelecek ve moral değerleri altüst edecekler. Kimsenin kimseye güvenmediği, her kesimin birbiriyle kavgalı olup uzak durduğu bir ortam yaratacaklar. Ve aylardır sürüyor. İlk Kürtlerden başladılar. Sonra bizden. Tehdit ettiler. Yazıları bir daha okumak gerekiyor. 
Bu durum olayların hiç yaşanmadığı, tamamen uydurma olduğu anlamına gelmiyor. 
Olaylara karşı önlem ise çok basittir: izni olmadan kimsenin sınırlarına girmeyeceksin. Başka bir önlem yok. Politikayla uğraşan veya halka mal olan sanat-edebiyat ürünleri veren insanlar çok zaman hata yapar. Ciddi bir hata yoksa da karanlık odakların hedefindedir. Karşılıklı paylaşım durumunda dahi suçlu duruma düşürülebilirler. Bunlar çok konuşulmasa da sık yaşanan şeylerdir. Politikacılar, aydınlar neden aniden pasifleşiyor, susuyor veya kabuğuna çekiliyor sanıyorsunuz. 
Durum kolay değil, karmaşıktır. İnsanlar yine de birbirlerine güvenmek zorundadır. Yoksa sosyal yaşam ve birlik biter. Baştakilerin isteği de buydu zaten. Bunun için ortamı kendileri yaratmamışlarsa da devlet imkanlarıyla bundan istifade etmekte maharetlidirler. 
Bu kafayla her insanı kendi ev hücresine kapatırlar, pek yakında her birine birer sevgili ve hizmetçi robotta satarlar. Artık robotlarla oynaşır dururuz. Onlar robotlarla dünyayı ve uzayı idare eder, biz de yeni oyuncaklarımızla çocuklar gibi şen, naif oyalanır dururuz evde, yeni bir icada kadar. 
Onun için eleştiri gibi değerli bir metodu kullanırken işi hakaret ve linçe vardırmamak, demokratik ortamı dejenere etmemek, arada kesinlikle başka amaçlarla saklanan, işte o hotelin yanında yakın çağrısı yapan, camiden güruhu ajite edip semte katliama götüren üniformasız polise fırsat vermemek gerekiyor. Bunu o kirli silah size karşı ateşlenmeden, sizi veya bir yakınınızı da başka şekilde linç etmeden fark etmelisiniz. 
Hedefini şaşırmış, karşıtlarına karşı evinde sessiz, dostlarına karşı devrim edasında olanları, kalabalığa kapılıp gidenleri, taş veya gül atanları ve yanlışa seyirci kalanları görmek mümkün, itiraz edenleri de. Tarih hepsini kaydediyor. Bu halkın da elbet bir hafızası vardır. Daha yan yana geleceğimiz zamanlar, belki de iyi günler vardır. O zaman birbirimizin yüzüne rahat bakabilecek durumda olmalıyız derim. 
Bana, bize gelince; değil ki kalabalık, dünya birlik olsanız çoğunluğa uymayız, pirlerimize veya kardeşlerimize kalabalıkla birlikte ne taş atarız ne de gül. Çünkü biz Pir Sultanların kültüründen geliyoruz, aydınlarını hotelde yakan, kitaplarımızı binbeşyüz yıldır ateşe veren, kadınlarımıza önce tecavüz sonra onları linç eden veya yakıp gömenlerin değil. 
Kalabalıkların, içinde her türlü kötülüğü, sinsi oyunları barındırdığını da biliriz elbet. İlerici, devrimci kadınlar bir adım geri çekilsin, elinde benzin bidonuyla gelmiş olanı rahat görürsünüz. 
Eleştiri hakkını kullanırken ortaya çıkan tabloyu görmeyenler, siz çok mu devrimci, adaletli ve cesursunuz: eyvallah, saygıyla; buyurun işte meydan, işte faşizmin karar merkezleri. Onların yönetimi altında her gün zulüm, taciz, tecavüz var, her gün organize kadın cinayetleri. 
Kemal Kutan, 21.12.2020
Karikatür Aşkın Ayrancıoğlu