Kadın Hareketi de Dahil Hiçbir Politik Özne, Hareket ve Birey Doğru-Yanlış Mücadelesinden Muaf Değildir

Dünya çapında prangalarını kırıp zincirlerinden boşalırcasına sokakları fetheden muhteşem bir kadın mücadelesi yaşanıyor. Hareket tüm ihtişamıyla tarihe not düşerken, özgür geleceğin kapılarını aralayan fırsatlar yaratıyor. Coğrafyamız kadın hareketi aynı dinamizmi vücutlaştıran haykırışıyla özgürleşme mücadelesini resmediyor. Haklı ve meşru bir coşkuyla kaderini ellerine alıp tarih yazmak üzere ayağa kalkıyor. Genel muhtevada, duruş, her türden gericiliğe ve egemenliğe başkaldırıdır. Kadın bayrak kaldırıyor. Bu yükselişi coşkuyla selamlamak ve birleşme perspektifiyle büyütmek tek doğru tutumdur. Devrimci varlık gerekçelerimizden biri, kesinlikle kadına uygulanan her türden baskı ve sömürüyü ortadan kaldırmaya dönük amansız mücadeledir. Bu mücadelenin kararlı savunucuları, tereddütsüz eylemcileriyiz. Bundan tek bir adım dahi geri atamayız. Kadın mücadelesine kayıtsızlık devrim ve devrimcilikle bağdaşmaz bir yabancılaşmadır. Emekçi kadın mücadelesi perspektifiyle, ‘‘Kadın İktidara, Kadın Yönetime ‘‘şiarının samimi ve sadık savaşçılarıyız. Tepeden tırnağa tüm kurum ve değerlerimizle, tüm mücadele ve anlayışımızla temsil ettiğimiz duruş ve genel tavrımız özetle budur.

Kadın mücadelesine, devrimci muhtevasına, tarihsel önemine, haklılığı ve meşruluğuna karşı tek bir kuşku duyulamaz, bunda zerre kadar tereddüt taşınamaz. Kadın mücadelesi aleyhine olan her söz ve davranış gericidir, kabul edilemez. Bu zeminde, yani kadın ve mücadelesi karşıtı zeminde olmak kaydıyla, dolayısıyla kadını rencide eden, küçümseyen, horlayan, erkçi-cinsiyetçi ve ayrımcı olan her söz ve eyleme karşı tepki göstermek, protesto hakkına baş vurmak demokratik haktır. Bu nitelikteki anlayışların teşhir edilmesi de tabiidir.

Ne var ki hiçbir politik örgüt, (buna komünist partiler de dahildir) hatasızlık üzerine inşa olmamıştır, olamaz da. Buna kadın örgüleri de dahildir. Dolayısıyla nerden gelirse gelsin, isterse kadın hareketinden gelsin, haksız ve hatalı olan söz ve eylemi pragmatist yaklaşarak onaylayamaz, Kadın sorunu hassasiyetini suiistimal eden anlayışla onun hatalarını eleştiriden muaf tutamayız. Olay ve olgularda, her şeyde, genel ve özel yanlar vardır. Bunların tahlil edilmesi, görülmesi ve ayrıştırılması elzemdir. Toptancı, monolotik, tek yanlı-yüzeysel ve doğru ile yanlışı birleştirerek hata ile suçu aynılaştıran yaklaşım adaletli ve demokratik olamaz. Muhasebe etmeden peşin hükme varmayı ve tahlil edip incelemeden dayatılan her şeyi doğru kabul edemeyiz. Ne kadar egemen olursa olsun, bilimin terazisinde ölçmeden, güç karşısında boyun eğmeyi benimseyemeyiz. Genel ifadeyle, doğrunun yanında, yanlışın ise karşısında durmak, analitik yaklaşım ve diyalektik tutumumuzun gereğidir. Demokrasi anlayışımız, kendimize karşı protesto ve eleştiri hakkına saygı gösteren, çizgi mücadelelerini tanıyarak her meseleyi doğru-yanlış ekseninde ele alan, hataları ikna-eğitim metoduyla dönüştürmeyi esas alıp ‘‘ceza ‘‘mantığını kazanma perspektifiyle anlamlandıran ve nihayetinde kökleri Büyük Proleter Kültür Devrimi’ne dayanan zengin bir demokrasi damarına bağlıdır.

Kadın hareketi ve mücadelesi kapsamında yukarıda ifade edilen genel doğrulara karşın, kadın mücadelesi adına somutta sergilenen her pratik, ileri sürülen her iddia, her yaklaşım, tavır ve tutum tartışmasız biçimde eleştiriye kapalı ve istisnasız olarak doğru olabilir mi? somutta mütalaa etmeden mutlak doğru olarak görülebilir mi? Kadın hareketi adına onlarca ve yüzlerce ağızdan çıkan her söz, tavır ve tepki doğru mudur? Mutlak doğru olması mümkün müdür? Bunu savlamak eşyanın tabiatına aykırıdır.

Kadın hareketi hatalardan muaf ve eleştirilere kapalı olacak kadar muntazam değildir

Teori ve pratiğin tüm nitelik ve alanları hatayı öngörürken ve kabul ederken, kadın mücadelesi alanında sergilenen somut-pratik tutumda herhangi bir hatanın olmayacağı ileri sürülemez. İnsan doğası ve bilimin yasaları bunu doğrular. Bilhassa, siyaset yapıldığı veya siyasetin yürütüldüğü ideolojik-siyasi koşullarda, yani ideolojik-siyasi perspektiflerle bu kadın mücadelesinde bulunan politik aktör ve hareketlerin ideolojik, siyasi, örgütsel kaygılarla hareket ettiği koşullarda bu hatalar çok daha mümkün hale gelir, gelmektedir. Zira, sorun anlayış ve çizgi sorunudur, göreli gerçekte biçimlenen politik sorundur. Ki belirli şartlarda bu faktör somut kadın mücadelesine biçim ve yön vererek kendi siyasi, örgütsel kaygıları temelinde hatalara sürükleyerek ilgili kaygılarına manivela edebilir, edebilmektedir. Bu, sınıfların gölgesinde biçimlenen teori ve pratik yaşamın doğal akışıdır.

Kadın mücadelesinin tartışmasız haklılığı ayrı ama bu mücadelenin verili aşamalarda ve somut pratiklerde aldığı biçim daha ayrıdır. Dolayısıyla, kadın hareketi ve mücadelesinin muhtemel hatalarını konu edinirken, onun genel muhtevasıyla somut pratikteki içeriğini ayrı tuttuğumuz bilinmelidir. Dahası, haklılık, meşruluk ve devrimci muhteva başka bir şey, ama hatalar yapmak başka bir şeydir. Hataları eleştirip mahkûm etmek, genel kadın hareketi ve mücadelesini mahkûm etmek anlamına gelmez.

Özcesi, son derece haklı ve meşru olan kadın hareketi ve mücadelesi, bu hareket ve mücadeleye önderlik yapan veya etkide bulunan aktörlerin niteliğine uygun olarak, anlayış taşıyıcıları olan bu aktörler tarafından geliştirilen veya yönlendirilen belli somut pratiklerde rotasını yitirerek yanlışa düşebilir, en azından belli bileşeniyle buna düşmektedir. Hatalar yapmak kadın için de kadın hareketi için de mümkündür. kadın veya hiçbir sosyal varlık ve hareket hatalara karşı bağışıklık sistemine sahip değildir. O halde, mevzu bahis kadın hareketi de olsa, hatalı anlayış ve pratiklere düşebilir, bunlar eleştirilebilir, eleştirilmeli, en önemlisi de kadın mücadelesi bu eleştiriye açık olmalıdır. Dahası demokratik normlara sıkı sıkıya bağlı ve adalet anlayışında objektif, bilimsel ve hassas olmalı, mağduru olduğu linç ve haksızlıkların tersten parçası olmaktan sakınmalıdır.

Bizler açısından yaşanan durum, son derece üzücü, talihsiz, ironik ve maalesef bir o kadar da isabet kaybederek kırılma rotasına giren popülizme angaje bir tablodur. Adalet anlayışı ve ifade özgürlüğünün karambolle gittiği, kadın meselesinde narin boyunlara ip geçirildiği, savunma hakkına ipotek koyarak yargısız infazlar için koşul yaratıldığı, en önemlisi de bu mevcut tutum şahsında haklı ve meşru mücadelenin hatalara sürüklenme talihsizliğine şahit olmaktayız.

Kadın mücadelesi ve duyarlılığının aktüelliğini siyasi rant devşirme manivelası olarak fırsata çevirmeye çalışan popülist anlayışların girdiği çaba arayışları sefildir. Devrimcileri ve devrimci kurumları yargısız infazla ‘‘tacizci” “kadın düşmanı” ilan edip kitleleri eyleme çağıran anlayışlar başı bozuktur, kusurludur. Teşhir edilen yoldaşlarımız ve kurumumuzun duruşu, ilkeleri ve anlayışı geri saldırılara pirim vermeyecek kadar net ve devrimcidir. Kadın hareketinin duyarlılığını manipüle edip arkasına alarak değerlerimize ve anlayışımıza saldırı cüretinde bulunanların niyeti de pratiği de devrimci olamaz.

Kadının politik dinamizmini gerçek hedeflerden saptırarak kadın mücadelesi yürüten dinamiklere yönelterek sınıfsal hedef saptıran anlayışların düştüğü durum en basit ifadeyle aymazlıktır. Yaşanan soruna bilimsel ve objektif bakış açısıyla yaklaşmak devrimci sorumluluktur. Sorunları sadece tepki zemininde ele alıp izah etmek ve salt tepkiden beslenip hareket etmek bilim dışıdır. Dolayısıyla esen rüzgâra yelken açmak yerine, soruna bilimsel ve devrimci perspektifle yaklaşmak doğru olandır.

Bir bardak suda fırtınalar koparmaya çalışan güdük anlayış sahiplerine sormak gerektir. Suç ve suçluya karşı yaklaşımda ölçütler var mıdır ya da olmalı mıdır? Eğer var ve olmalı ise, bu ölçüt nedir, neye göre belirlenir? Suçlar arasında nitel farklar ve suç biçimleri diye bir ayrım var mıdır? Yoksa her suç aynı mıdır? Ve her suçu, ‘‘suç suçtur ‘‘tarzında formel mantıkla mı değerlendirmek gerekir? Bir devrimcinin tek bir hatalı sözünün karşılığı ‘‘tacizcilik‘‘ ve ‘‘kadın düşmanlığı‘‘ mıdır? ‘‘Taciz ‘‘ ve “kadın düşmanlığı” bir hatalı sözcüğe indirgenecek kadar basit midir?  Uzatmak mümkün ama gerek yok. Ancak bu sorulara yanıt vermek şarttır. Şarttır çünkü bizleri doğru ve bilimsel tutuma taşıyacak olan bu sorular ve verilen yanıtlardır.

Hataları eleştiriyor, değerlerimizi ayrımsız olarak sahipleniyoruz

Ömrünü devrimci mücadeleye adamış, bunun önemli bir bölümünü kadına dönük duyarlılıkla anlamlandırmış devrimcilerin bir hatadan ötürü teşhir direğine asılması akla uygun olamaz. Niyetsiz de olamaz. Yoldaşlarımız olan bu devrimcilerin bir dizi hata ve eksikliklerinden ötürü adi bir suçlu gibi linçe tabi tutulması, onurlu yaşam ve mücadelelerinin bir çırpıda ayaklar altına alınması, bir hata vesilesiyle kimlik ve onurlarının ayaklar altına alınarak ‘‘tacizci ‘‘, ‘‘kadın düşmanı ‘‘olarak damgalanması, kadına uygulanan onur kırıcı suç kadar ağırdır, hoyrattır. Burjuva hukuk,adalet anlayışının akrabasıdır.

Bu talihsizlik, kaba hataların yaşanması bazında gelişirken, ‘‘Kadın düşmanlığı” ve ‘‘tacizcilik‘‘ suçlamalarıyla acımasızca damgalanıp, metoo hareketi kapsamına alınarak protesto çağrılarına hedef ve konu edilerek kişilik ve siyasi kimliğiyle linç edilen M. Oruçoğlu’nu lanetleme eyleminde kaba hataya dönüşmektedir. Bu kaba hata, Oruçoğlu’nun program konuğu olup, siyasi ‘‘idamına” ferman çıkaran ilgili sözlerini sarf ettiği Komün TV şahsındaki benzer suçlama ve protesto çağrılarıyla daha da ileri taşınmıştır. İşte kendi dinamiklerini yiyen bu kaba hatalarla kadın hareketi ve mücadelesi ileri taşınamaz.

Gerek Komün TV ve gerekse de M. Oruçoğlu haklarındaki haksız ve manipülasyon içerikli suçlamalara karşı, gerekli açıklamaları kamuoyuna sunmuş, anlayış, görüş ve ilkelerini bizzat açıklayarak paylaşmışlardır. Yine başından beri sürecin öznesi olan Demokratik Kadın Hareketi ’de yaptığı açıklamalarla kendi politik tutumunu ve eleştirilerini düzeyli bir olgunlukla kamuoyu ile paylaşmıştır. Bu açıklamalar durumu izah edecek yeterliliktedir. Fakat değerlerimize ve kurumlarımıza dönük haksız, bir o kadar da acımasız ve sorumsuzca yapılan saldırılara kayıtsız kalamayız. Galeyan esiri olarak akıl ve adaletten yoksun gelişen bu siyasi linç kampanyası somutta değerlerimizi ve kurumlarımızı hedeflerken, değerlerimiz ve kurumlarımız şahsında ideolojik, siyasi geleneğimizi hedef tahtasına oturtmaktadır. Ki, bu yönelim tesadüf olmayıp manidardır. Değerlerimize yapılan haksız saldırı, değerlerimizin ideolojik, siyasi arka planına yapılan saldırıdır.

Oruçoğlu’nun kimi ifadeleri şık ve isabetli olmamıştır. Kadın sorunundaki duyarlılık ve ileri bilincine karşın, sarf ettiği sözler özensiz olmuş ve siyaseten yanlış düşmüştür. Fakat, Oruçoğlu’nun anlayış ve bakış açısı, kadın sorununda erkçi gerici toplumsal kültür, gerici değer yargıları ve bunlarla ete kemiğe büründürülmüş köhne tabuları yıkmayı hedefleyerek toplumun ve hatta göreli devrimci hareketin ilerisinde bir anlayış ve yaklaşıma sahip olduğu alenen bilinmektedir. Edebiyat ve sanat hayatının zengin ürünleri kamuoyuna açıktır ve bu yaşamında ileri düzey ve hedeflerini eserleriyle ortaya koyarak kanıtlamıştır. Tamda bundan dolayı kendisine duyduğu güven ve bunun rahatlığıyla özensiz davranıp toplumsal değer yargılarına bağlı anlayışların tepkisini dikkate almayan sözler sarf etmiştir. Oruçoğlu’nun hakkı uygun ve dostane eleştiriye tabi tutulmasıdır. Eleştirilebilir ama Oruçoğlu’na ‘‘kadın düşmanı”, ‘‘tacizci ‘‘demek ve linçe tabi tutulması yargısız infazdır. Oruçoğlu bu çirkin ithamları, bu acımasız mahkûmiyeti asla hak etmemektedir.
21 Aralık 2021