ÇIPLAK ve ÖZGÜR Muzaffer Oruçoğlu/ Devrim KARA

Devrim Kara’ya, Çıplak ve Özgür adlı romanım üzerine yaptığı değerlendirmeden dolayı teşekkür ediyorum. Edebiyat eleştirisine yönelmesi ve bu konuda derinleşmesi umuduyla..
                                                                                                              M.Oruçoğlu

 

"Tarihe bak  hangi aşk özgürdür.Paylaşmamanın,kıskançlığın,gizliliğin,denetlemenin,sahiplenme ve baskının adıdır aşk.Bütün şarkılar,"benimsin" ,"benim olacaksın","ayrılmam","sensiz yaşayamam" edebiyatı üzerine kurulmuştur." 

     Ocak 2010'da Belge yayınlarından genişletilmiş 4. baskısını çıkan eser,ilk baskısını 2002'de Kardelen yayınlarından yapmıştı.(186 sayfa-fiyatı 20 tl)
Kitap mülkiyet ve iktidar ilişkilerini aşk,sevgi,cinsellik olguları üzerinden irdeleyen,okuması son derece keyifli bir edebiyat ürünü.
Kitabın editörü Sinan Zarakolu iyi işçilik çıkartmış,özenle aradım ama bir kaç minik imla hatasından başka hata bulamadım.
Bir teşekkür de güzel bir kapak tasarlayan Arif Yalçın'a etmek gerek.

      Eserin Muzo'nun gerçek yaşamından kesitler sunduğunu (Romandaki Mahmut karakteri Muzo'dur) bir o kadar da kurmaca barındırdığını meraklı okurlar için en baştan söyleyelim.
Muzo'yu "Muzo" yapan o kendisine has edebi dilin en önemli ögelerinden biri de bence mizahtır.Bu eserde bolca Muzo mizahı var.Ben en çok Çavuş'un sevimli saflığına,Melis'in dobra ve patavatsız geçimsizliğine,birde Mahmut karakteri ile haşarı oğlu arasındaki diyaloglara güldüm.Minik bir örnek
vereyim.

Mahmut: "Al şeftali ye,kanın sulansın,gözlerin daha da güzelleşsin"
Çocuk: " Yine ucuz şeftali mi aldın?"
Mahmut: "Hayır,bunlar pahalı ve kaliteli.Ucuzları ben yiyorum,pahalıları sen.
Çocuk: 'Eşeksin işte."
Mahmut: "Bu eşek kelimesini bırak oğlum. Bir daha kullanma.Hem bana hakaret ediyorsun,hem garibim eşeğe.Dedenden mi öğrendin bu eşek küfrünü?"
Çocuk: "Dedem bana eşek demiyor ki,eşek oğlu eşek diyor."
Mahmut: "Farkında değilsin ,hem sana eşek diyor ,hem de bana."

      Yazar bir çok romanında yaptığı gibi yine birbirine zıt karakterler aracılığıyla (karakterleri sık sık tartıştırarak) iki zıt fikri demokratik bir tarzda okuyucuya sunuyor.Eser didaktik değil,ama satır aralarında  bol bol bilgi veriyor, bu çok güzel bir şey.
İlk 25-30 sayfadaki beyin fırtınası çok hoş.Eserde bir çok farklı esere gönderme var. Bu da büyük bir zenginlik.

      Muzo'nun en sevdiğim özelliklerinden biri kendisini acımasızca eleştirip,dalga geçebilme özelliği.Bu eserde de geçimsiz,aksi,itici ama dobra Melis karakteriyle bunu bol bol yapıyor.
"Seviyorsun ama sevdiğini belli etmiyorsun.Alçak gönüllülük numarası yapıyorsun.Kitapların ve resimlerin ilgi görmediği ,satılmadığı halde böylesin. İlgi görse ,satılsa kendini diğer sanatçılardan daha çok tanrılaştırırsın. Hem sen bunu daha ustaca yaparsın,Çünkü herkesle ilişki kurmayı,herkese mavi boncuk dağıtmayı,çağrılan her yere gitmeyi,sıradan bir insan gibi görünmeyi çok iyi beceriyorsun.Özünü ustaca gizliyorsun."

             Çıplak ve özgür eserindeki sekanslar sanki sinema tekniğiyle yazılmış.Ben aynı tadı yazarın "Mengene" eserinde de almıştım..
Yazar 68 kuşağı devrimci önderlerinden biri.Yani eserdeki olaylar ve tartışmalar öyle rastgele seçilmiş konular değil.
Son derece çetrefilli felsefi,politik tartışmaların,bilimsel verilerin roman tekniğiyle halka sunulması,tartışmaya açılması anlamlı.

       Yazar mülkiyet karşıtı. "Özel mülkün şahı sermayenin ve dinin namus anlayışıdır" diyor.Namus derken erkek cinsinin kadın cinsi üzerindeki tahakkümü kastediyor.
Bilindiği gibi 68 kuşağının Batıdaki en önemli sloganlarından biri de cinsel özgürlüktü. Bu slogan bir İslam ülkesi olan,az kitap okunan memleketimize hala giremedi.Keşke girseydi. Bu eser bu amaca yönelik yazılmış bir eser.Ben kendi adıma kadına bakışımdaki sivrilikleri  2. kez okuduğum bu  eser sayesinde  daha da  törpüledim.

                   Romanın ana konusu gönlünün istediğiyle birlikte olan,tabu takmayan ,hatta bir dönem fahişelik de yapan Gülcan karakterinin yazdığı kendi öz yaşam öyküsünü yazar ve ressam Mahmut karakterine okuması için vermesiyle ilerliyor.
Misafirperver yazarın evi adeta hacı babanın tekkesi gibi. Arkadaşları ,eski sevgilileri,arkadaşları, ayrıldığı eşinden olan minik oğlu sık sık bu eve konuk oluyor.
Mahmut koyun tabiatlı sakin bir kişilik.Konuklarına sık sık yiyecek ve içecek servis ediyor,onlarla sohbet ediyor.Eve son gelen konuk  Gülcan oluyor.

            Bu tür tabu yıkıcı,perspektif sunan ,vizyon sahibi eserler çoğalırsa eril sistem temelinden sarsılır.
Dünyanın yarısının (erkekler) diğer yarısını(kadınlar) köleleştirmesi zorlaşır.
Bütün cinsel yönelimler özgür olursa iktidar ve mülkiyet Dünyası erozyona uğrar.
Fanatik bir Muzo okuru olarak eserde eleştirecek çok şey bulamadım.
Dersim romanına "Porno roman" diyerek eleştiri yaptığını zannedenlerin yaklaşımlarını çok sığ ve saçma buluyorum.
Yazarın derdi fantezilerini yazmak değil,edebiyat yapmak,tabuları gıdıklamak ve özgürlükleri genişletmek.
Umarım Muzo'ya çok bayılmayan ama objektif eleştiriler yapacak çapta birikimli ,tabusuz dostlar bu eseri okur ve eleştirir.
Benim iki eleştirim var,ilki  Gülcan'ın ormanda kendisinden başka iki kadınla beraber tek bir adamla sevişmesidir.
Romanı ben yazsaydım Gülcan'ı üç erkekle, tek başına sevişecek şekilde kurgulardım,çünkü eril bir Gezegende yaşıyoruz.İkinci eleştirim gerekli gereksiz  bir çok yerde aniden  ortaya çıkan possum hayvanı.Bu hayvanın derdi nedir anlamadım:)
Her kitap değerlendirmemde yaptığım gibi satırlarıma eserden aldığım notlarla son vermek istiyorum.

ESERDEN NOTLAR:

"Ben birine sahip olmak veya birinin sahipliği altında yaşamaktansa ,yalnız yaşamayı tercih ederim,Sahip olduğum anda özgürlüğümü yitiririm.İnsan zaten özgürlüğünü ,ya efendiliğinin ya da köleliğinin gereğini  yerine getirerek öldürür."

"Fahişe, cinselliğini satana denir; orospu ise cinselliğini, hiçbir maddi ve manevi çıkar gözetmeksizin, kendi kafasına ve gönlüne göre, özgürce yaşayana... Özgürlük doğası gereği orospudur ve toplumlar orospulaştıkça özgürleşir, fahişeleştikçe de çürürler."

"Lanet olsun,her birimiz,içimizde devleti taşıyan iki ayaklı birer sivil devletiz.Sivil devletimiz görünmüyor.Meydanda yok ,ama tüm haşmetiyle ruhumuza ve yaşamımıza hükmediyor.Görünen resmi devlet ,sivil devlet gerçekliğinin yüzük taşıdır.Bizi asıl yüzük gibi çembere alıp sıkan sivil devlettir. Bu çembere yönelmeyen hiç bir devrim ateşi derinlikten nasibini alamayacaktır."

"Bırak insanlar arzuyla sevişsinler ,nasıl sevişeceklerine de kendileri karar versinler."

"İnsanın kaleminden yada  ağzından çıkan söz, iki bacağının üzerinde yürümelidir."

"Zamana ancak pratik ve planlı insan söz geçirebilir."

"Giyinmiş üç milyonluk şehirde  çırılçıplak gezen çılgındır.Tepeden tırnağa soyunmuş üç milyonluk şehirde elbiseyle gezen bir insan da çılgındır"

"insanlık denilen sürü ,bir avuç çobanın kavalına ve değneğine  göre hareket ediyor."

"İçimdeki mülkiyet tanrısıyla, onun kutsal temeli ve değerleriyle çatıştım. Ne oldu sonra? Enkazlardan ve enkazından çıktım, çırılçıplak. Yıkıcıların saflarında buldum kendimi. Rahat durmadım. Bu sefer de inkârın inkârına, derinliğin ve hareketin yaratıcı harına dayadım yanık alnımı, yıkıcılarla çatıştım."

"Aç kalmaktan değil,paralı olmaktan korkuyorum.Verir misin,vermez misin,diye para kavgasına girmekten de nefret ediyorum"

"Eğer bir evde sistemli kitap okunuyorsa ,özgürlükler sınırlanmıyorsa,yetenekler somut güzelliklere dönüşüyorsa ve bir de şarkı,şarap,senlik varsa ,o ev bir yıldız gibi parlar evrende"

"Sen kendi hakkın için mücadele edemiyorsun,çalışan yığınların hakkı için hiç mücadele edemezsin"

"Kadın ,güvenini ve parlaklığını yitirmiş yıkıntı bakışlarla köşede dimdik duran madenci heykeline baktı. Yeryüzünde dikkate değer ,kalıcı hiç bir çabanın olmadığını düşündü"

"Gerçek bir yaratıcı değilsin,sanatı ekmek yeme aracına indirgiyorsun"

"Yine zamanımı çalmaya geldi orospu çocuğu." 

"Zamane kadını zaten cin gibidir ; kullanma,fitne ve alçaklık ustasıdır. Hem kafası basmayınca  kendisinden  kolayca kurtulabilecek ,hem de  kendisine sahip olabilecek birisini arıyor.Buluyor ,soğuruyor,parçalıyor,bırakıyor."

"Biz,ökaryot  grubu canlılarız belki de," diyerek,alaycı bir edayla süzdü konuklarını Mahmut; "Onun da ötesi var. Biz ökaryotlar,prokaryotlardan türemişiz.Ökaryotların atası ,giardia adı verilen bir bağırsak parazitidir."

"Yediğimiz mısır,kamçılı amip,amipli dizanteri,kurbağa,sıtma paraziti  ve benzerleri bizim atalarımızdır."

"Hükümetleri çok sıkışırsa eğer ,bunları mezheplerine milliyetlerine göre böler,ya milli sınırların içinde yada dışında kendi kardeşleriyle kanlı boğazlaşmalara sokar.Bunlar ,hükümetlerine duydukları gizli kinlerini bu boğazlaşmalarda harcayarak ,köleliklerini iyice  derinleştirirler."

"Nevin orospusu çok güzeldi.Taşlaştır ,heykel diye götür birleşmiş milletler binasının önüne dik. Onun seyri sefasına dalan toplantıya girmez ,dünyanın bir yığın meselesi de askıda kalır,milletler boğazlaşır durur"

"Gelip giden (evine) arkadaşların var,bunlar olmasaydı yalnızlığı sevmezdin."

"Her ev toplum hapishanesinin bir hücresidir"

"Çiçero'nun ünlü sözü yankılandı içinde : "En rahat yatak bekarın yatağıdır."

"Eleştirilince  kıyameti kopartmayan bir tek aydın yoktur Türkiye'de." diye sürdürdü Kerime ; Türkiye'nin en büyük krizi aydın krizidir . Felsefeyi bilmiyorlar.Çok derin bir genel ve edebi kültüre sahip değiller.Can alıcı ,derin kültür polemiklerinden gelmemişler.Okumuyorlar.Okuyanlarda çağlarının kilometre taşı durumunda olan yazarları okumuyorlar.Felsefeciler batıdan aktarıyorlar,nakliyeciler.Edebiyat eleştirmenleri kitap tanıtım yazıları yazıyorlar. Sadece aydınlar değil,gazetelerin köşe yazılarına bakın. O yazıların ömrü kelebeklerin ki kadar bile değildir.Halkı eleştirmek Türkiye'de moda oldu .Bu işin başını solcu aydınlar çekiyor."

"Eleştiri değiştirir sen değişime karşı çıkıyorsun.Normaldir.Çünkü çalışan insanlardan,asıl yaratıcılardan kopmuşsun.Bütün aydınların dramıdır bu."

"Yıkanmaya ve sana dokunmaya geldim Lori. Seninle sevişmek istiyorum ama buna cesaret edemiyorum.Bazı şeylerin yıkılacağından korkuyorum. Sevdiğim biriyle cinsel ilişkiye girdiğimde sahipleniyorum.Sahiplenince bir kontrol ve yasaklar hukuku oluşuyor içimde.Hem kendimin hemde sevdiğim insanın özgürlüğünü zincire vurmuş oluyorum.Kurduğum güzel,sıcak,içtenlikli ilişkiler ölüyor"

"Hiç bir çocuk sadece ağladığı günün acısıyla ağlamaz. Tüm çektiklerine ağlar."

"Geziden sonra resim yapalım,ormanda tazelenmiş,durulanmış bir ruhla..."

"Şu anda hepimiz gerçekler gibi çıplağız,özgürlük de gerçekler gibi çıplaktır."

"Çürüğe çıkan uranyum işçilerini neden yazmıyorsun? Demir işçilerini,garajlarda ,dikiş makinelerinin başında yok pahasına çalıştırılan göçmen kadınları neden yazmıyorsun ? Mc Donald'larda neredeyse karın tokluğuna çalıştırılan tıfıl gençleri neden yazmıyorsun?Dünya bunların yarattıkları nimeti yiyor. Martha'nın kıçını nasıl keselediğini yazacağına bunları yaz.Bunların hayallerindeki fırtınaları yaz.Doğa elini harap olmuş,talan edilmiş yerlerine bastırıyor,derin derin inliyor,o iniltileri yaz."