Falaris Preludleri/ Devrim KARA

Falaris Prelüdleri-

Kitapta yer alan ve bazıları gözden geçirilen şiirlerin tümü ,direnişlerden,firar teşebbüslerinden,askeri cunta liderine çekilen protesto telgraflarından ve benzeri nedenlerden dolayı aldığım hücre cezaları dönemine aittir ve genellikle hücrelerde yazılmıştır.

Sigara kağıtlarına yazıp antibiotik kapsüllerinde,mintan yakalarında ,ayakkabı topuklarında,gizleyip dışarı çıkarttığımız bu şiirlerin yarısını 1995'de Piya yayınları ,Falaris prelüdleri adıyla yayımladı.
Elinizdeki ikinci baskıya ,yayınlanmamış hücre şiirlerini bir başka kitapta toplayıp yayınlatacağım.Şiir yazmamda benim için en iyi mekanlar , duygularımın geçmişini tersinden okuyan hücrelerdir.Yarasa gibiyim malesef.
Dar ve karanlık yerler hoşuma gidiyor.Uzayın tüm zenginliklerini gülümseyişlerinde gizleyen üç büyük alamete,göğe,toprağa ve aşka haksızlık etmek istemem ama ,benim gerçeğim bu.Mağaralardan hoşlanıyorum.Düzgün dağı sinsilesinde ,teksir makinasını koyduğumuz mağara ,üç kişilik bir sığınak ,bir de topluca kaldığımız,Çayan ve İhtilal (Zergovit ) adlı iki mağara vardı.Bu mağaralarda parti ve ordu marşları ile bazı şiirler yazdım.Bunlar kayboldu.Marşlar ,ezberlenip söylendiği için günümüze kadar gelebildi.Mazgirt'in Velyant köyü ile Düzgün Dağı arasında iki mağara daha vardı.
Her ikisine de kuru odun yığmış,kibrit zulalamıştım. Bu mağaralarda ,özellikle de yağmurlu gecelerde,odun alevine yaklaşıyor ,gök gürültüleri eşliğinde kitap okuyor,mistik duygu perilerinin fısıltılarını doğa ve aşk şiirlerine dönüştürüyordum.

İnziva halindeyken şiir yazmak güzeldir.Herkesin işlediği,esneyip gevişlediği ve birbirlerinin de herkes adına düşündüğü sorunsuz yerlerde ruhumuzu saran donuk ,miskin renkleri durmaksızın kendinden doğan ve iç dünyamızı ışığa boğan cevval şiirlerle dalgalandırmak,parçalamak da güzeldir.
Vartinik baskınından önceydi,Murat Aydın'la birlikte Ovacık'a giderken ,dağ keçilerini ve Laç Dere'sindeki mağaraları keyifle izliyorduk.
38'de halkın topluca katledildikleri bu mağaralar ,dağ keçilerin barınakları haline gelmişlerdi ve oldukça da kuruydu.
İhtiyaçları azaltıp zamanı çoğaltan ,derinliği ve yalınlığı telkin eden gizemli yerlerdi bunlar.İnsan anın ummanına zevkle dalabilirdi buralarda. Laç'ın görkemi ile direniş ve katliam geçmişi bende ,yerleşme ve hareket merkezini Düzgün baba'dan Laç'a kaydırma isteği uyandırdı.
Bu isteğin dokusunda hiç kuşku yok ki romantik duyguların,şiir perilerinin ve derinleşen dağları,doğayı dinleme eğiliminin önemli bir payı vardı.Yıllar sonra hücrelerde şiir yazarken ,kendimi hep o mağaralarda ,dağ keçileriyle birlikte hissettim.

Bana öyle geliyor ki asıl hayat bizim dışımızda,yani içinde bulunduğumuz ve 'hayat' diye kavradığımız mülkiyet ilişkilerinin ,ahlak anlayışının,inanç ve bir bütün olarak Dünya görüşlerinin dışında cereyan ediyor.
Ve biz ,iç dünyamızda cevlan eden imgeler,metaforlar ve hayat sisleriyle durmaksızın bu asıl hayata doğru iğfal ediyoruz kendimizi.Bu inanılmaz derecede boş,gizemli ve dangalakça çaba sonucunda kendimize karşı yükseliyor,şiirleşiyoruz.
Ne güzel.
(Muzaffer Oruçoğlu-Mayıs 2015 )

"Buğday toprağa düşer
Elekte kalır saman
İnsan dünyaya düşer
Felekte kalır zaman"

- Eser hakkında-

Genişletilmiş 2.baskı.
2015'de Dersim yayınlarından çıkan kitap 75 sayfa.Eserde çoğu hücrelerde yazılmış 60 şiir var.Şiirlerdeki aşk,mitoloji,kavga,mizah,sürrealizm güzel. Gardiyan Zıbo'dan bahseden altı şiir dikkat çekiyor.("Ayıb etmişler" şirindeki gardiyanın da Zıbo olmasından süpheleniyorum) Roman kahramanları kadar canlı bir karakter Zındancı Zıbo. Şiirde romanlardaki kadar canlı karakterler görmek hoş.
Zıbo serisini okurken gülümsedim.
Şiir yazamıyorum ama okumayı seviyorum.Şiir;duyguların fotoğrafını çeken soyut fotoğraf makinelerine benziyor.

Eser adını zalim tiran Falaris'in (Phalaris ) pirinçten yaptırdığı boğa şeklindeki işkence aletinden alıyor.Kurban boğanın içine konulduktan sonra kapak kapatılıp altına ateş yakılıyor.
Acıdan bağıran insanın sesi boğanın burun deliklerine yerleştirilen flütler sayesinde korkunç bir böğürmeye, içli bir ezgiye dönüşüyor.
Bu işkence aletiyle bir çok muhalif Hristiyan azizi idam edilmiş. Ama sonunda Falaris'in kendisi de ayaklanan halk tarafından boğanın içinde acı acı böğürtülerek öldürülmüş.
Eserin ismi bana cunta hücrelerinde şiir yazan devrimcilerin mısralarının attığı çığlıkları çağrıştırdı.
Zulüm ve baskı asla gizli kalmıyor.
Gerçek öldürülüp yerin yedi kat dibine gömülse de günün birinde bilgisayar ekranlarında,kitap sayfaları arasına ,cumartesi analarının dövizlerinde yeniden diriliyor.