KANGURULARIN KESESİNDE,MASALLARIN PEŞİNDE

13 yil ’içerde’, 15 yil disarda, görünmez bir kangurunun kesesinde dolasmis Muzaffer Oruçoglu Anadoluyu sanki. Yillar önce bellegine yerlestirdigi figürleri, günü geldiginde, diledigi biçimde resmetmek için sakladiklarini, biriktirdiklerini dökmüs sonra bir bir... Hem yazarak hem de çizerek..."Çikissizlik ve kriz anlaridir beni en çok esinleyen. Çiplak bir civcivin, açliktan açilmis kocaman, sari agzi da kriz noktasidir, ask da..." diyor kilitlendigi en temel çikis noktasini tanimlarken. Önce Anadolu kadinlari, sonra kadinlarin hayatinda belirleyici olan doga, çevre, hayvanlar, yerel motifler Oruçoglu'nun resmine giriyor. En çok Anadolu ve kadin gerçeginin pesinde olsa da Nasreddin Hoca, erkekler, kuslar, hacimli, kivrimli figürleriyle insanlar, doga ve yerel motiflerle Anadolu'yu yansitirken merkeze hep kadini yerlestiriyor.Tuvale sikismis kadin ya da kadinlar sigmiyorlar çerçeveye. Iri bir el ya da ayagin abartili vurgusu, aslinda kadinin emginin gücünü isaret ediyor. Tek baslarina ya ada birlikte ama her zaman hareket halinde kadin figürleri, elleri hep dolu, testiyle, orakla, tirpanla... Elleri bos kaldigindaysa zincirli ya da bagli... Bu sikismisligi, çikissizligi kadini dogayla bütünlestirerek açiyor Oruçoglu. Anadolu kadininin en çok bulundugu mekan olan doga içinde, türlü hallerini resmediyor çalisirken. Kuslar, keçiler, öküzler eslik ediyor kadinlara, fantastik, hacimli, yuvarlak hatli, yumusak kivrimlariyla figürler, izleyiciyi etkisi altina aliyor.Dramatik bir anlatimdan çok fantastik bir ifade yüklü Oruçoglu'nun resimlerinde. Dogayla barisik, dogayla birlikte yol aliyor kadinlar, tasidiklari yüklere, çikmazlara karsilik...Bir leylegin ayaklariyla bu diyarlari terk eden, yüzyillarboyu çürümüs bir ikonanin içinde hapsolan, ellerinde orakla, tirpanla tarlaya giden, köyün üzerinde, üzerine yürüyen kadinlar, kadinlar ordusu...Oruçoglu'nun fantastik kurgulari, belli belirsiz mekanlarda, bir tarlada, yaylada konumlandirdigi, keçi, esek, kusla yarenlik eden kadinlari, ironi ve dramla, gerçek ve masalla harmanlayip zitliklarla vurguluyor yasanilanlari. Kadinlarla, kimi zaman göz göze geliyoruz,baktiginda varligiyla barisik gizli gücü kadinin bizi rahatsiz eden, bakmadigindaysa tanik olmanin rahatsizligi ve izleyici konumunda olmanin agirligi giriyor devreye. doganin tüm renklerini giymis kadinlar, masal kahramanlari gibi var olurken masallarin büyüsünü, umudunu, sasirticiligini iöliyorlar izleyiciye.Çünkü dünya; iyilik ve kötülük, medeniyet ve barbarlik, umut ve umutsuzluk zitlarinin iki uçlu belirgin keskin gerçekligini yansitmiyor bize.'Evvel zaman içinde' ile baslayip, 'gökten üç elma düsmüs' diye biten masallar anlatmiyor ressam. anlatilanlar gerçek, imlenen ise masalsi bir gerçeklik umut veren, kaf daginin ardindaki o ulasilmaz mekanlari ulasir kilan...Yer, mekan ve zamandan bagimsiz degügilse insan, Oruçoglu da kendi mekanini yaratiyor yer ve zaman içinde. Ve bir masallar gibi, doganin gücüne, umuda yayiyor sirtini, ama asla bilge, suskun, sabirli kadinlarin bir masal kahramani tarafindan kurtarilkmasina dair bir bekleyise degil. Hep ayni düsün gesinde olamk gibi bir duygu, hep ayni resmin pesinde olmak da. Ve bir anlamda 'hep ayni resmi yapmaya çalismak', resmi rastlansalliktan kurtaran, derinlemesine bir anlayisin izlerini ortaya koyar.Farkli mekanalarin, ülkelerin, zamanlarin insanlari aslinda ortak bir mekanin tüm zamanlarda birlesen paydasinda bulusur. Bu yüzdendir ki Muzaffer Oruçoglu'nun resimleri Avustralya'da, Almanya'da, Hollanda'da, Fransa'da bulusuyor insanlarla...Özlem ALTINOK