ROMAN, RESİM, ŞİİR NASIL OKUNUR? Devrim Kara

Mehmet Akkaya’nın roman, resim ve şiirler üzerine bir çalışma yaptığı biliniyordu. Yerli yabancı pek çok romanı değerlendirdiği Epistemolojik Kopuş adlı kitap Belge Yayınları tarafından okura sunuldu. Kitabın, sanatçı Muzaffer Oruçoğlu’nun eserleri üzerinde yoğunlaştığı anlaşılıyor. Öncelikle Mehmet Akkaya'nın, adı konulmamış ağır bir sansür ve burjuva kültür kuşatması altında sosyal ve entelektüel yaşamını sürdüren, sürgün Muzaffer Oruçoğlu'na ulaşması çok takdir edilecek bir davranıştır diyerek başlamak istiyorum.

Felsefeci-yazar Mehmet Akkaya’nın daha önce de bir veya iki –Filozofça başlıklı- kitabını okumuştum, ilgimi çekmişti. Mehmet Akkaya ile ilk kez Muzaffer Oruçoğlu'na ait bir resim sergisinde karşılaştık. Oruçoğlu merkezli edebiyat sohbetimizde bıyık altından gülümseyerek bana sık sık sorular sormuştu: "Neden devrimci ve yerel edebiyatın en iyi kalemi Oruçoğlu'dur diye düşünüyorsun?"

Çok sonra Epistemolojik Kopuş adlı çalışmasını görünce Mehmet ağabeyin neden gülümsediğini anladım.Konuştuğumuz konular neredeyse eserdeki konu başlıklarıydı.Eser, Oruçoğlu'nu ülkemizin en ileri zihinlerinden, sanatçılarından ve devrimcilerinden biri olduğunu iddia ediyordu. Akkaya’nın tespitine genel hatlarıyla katılmakla beraber Epistemolojik Kopuş ve sanatçı Oruçoğlu hakkında ben de bu yazıda fikirlerimi/kanaatimi kısaca belirtmek istiyorum.

Biçim ve Teknik:

Eserin adı (Epistemoloji Kopuş) daha sade olmalıydı, doğrusunu söylemek gerekirse ben kitapla duydum "Epistemoloji" kavramını. Sanırım pek çok okur da benim gibi yeni duymuştur. Youtube 'da izlediğim, Akkaya’nın konuk olduğu yerel tv 'deki bir sunucu bile eserin adını telaffuzda zorlandı.

Epistemolojik Kopuş’un, enternasyonal devrimci Barbara Anna Kistler'e adanmış olması anlamlıdır, konuya uygun düşmüştür dolayısıyla bana hoş bir duygu verdiğini de belirtmek isterim. Birçok okur Oruçoğlu’nun "Uçurum Geyikleri" adlı romanında Kistler'i anlattığını hatırlayacaktır.

Akkaya, Oruçoğlu’nun özel olarak yaşam öyküsünü anlatmamışa benziyor. Onun yaşamından söz ederken de, kitabının ilerleyen sayfalarında değinmekle yetiniyor. Oysa Oruçoğlu biyografisi eserin içinde değil girişinde ve daha detaylı yer almalıydı. Dikkatsizce kurulmuş cümlelere de rastladığımı söylemeliyim: Kedi 2 değil 4 ayağı üzerine düşer (Epistemolojik Kopuş, Sayfa 86 ). Madenkeşler kanarya gibi kuşları dinsel nedenlerden dolayı yani felaketi öterek haber verecekleri için değil gaz sızıntısında hemen havasızlıktan öldükleri için güvenlik önlemi olarak beslerler. (Age., S. 186). Epistemolojik Kopuş’un kapsamı, derinliği ve kapasitesi de bana sorunlu görünüyor: Eser sanatçı, aydın ve akademisyenlere sunulacak felsefi-estetik bir çalışma için kısa ve sınırlı tutulmuş; geniş okur kitleleri için yani halka sunulacak bir eser için kapsamlı olmuş.

Oruçoğlu Hakkında Analizler:

Mehmet Akkaya'nın sanatı ve sanatçıları kategorize ederek; "Şiirde Nazım Hikmet, sinemada Yılmaz Güney, öykü ve romanda Sabahattin Ali, müzikte Ruhi Su ‘dört büyükler’dir, beşinci büyük ise Muzaffer Oruçoğlu'dur" biçimindeki tespitine katılmakla beraber yöntemini doğru bulmuyorum.

Sanat ve edebiyat, içinde bir değil birçok çiçek olan bir bahçedir. Devrimciler ve devrimci sanatçıların tümü insanlığın en değerli unsurlarıdır. Son duruşmada hepsi büyük bir kavganın yoldaşlarıdır. Birbirlerine rakip değildirler ve olmamalıdırlar.

Hem nasıl kategorize edeceğiz bunca değerli sanatçıyı? Örneğin ben romanda Fakir Baykurt ve Yaşar Kemal'i Sabahattin Ali'den daha başarılı bulurum, ya Sait Faik, Kemal Tahir ne olacak? Biri çıkıp "Grup yorum, Ruhi Su'yu aşmıştır, Grup Yorum daha devrimcidir" veya "Nuri Bilge Ceylan'ın Bir zamanlar Anadolu'su birçok sinema eleştirmeni tarafından gezegenin en iyi yüz filminden biri seçilerek Yol'u aşmıştır" diyebilir.

“Dört büyükler” konusunda her kişi listeye birini ekleyip birini çıkarabilir, bu kısır tartışmalara hiç gerek yok. Doğrusu ben, Akkaya'nın da benim gibi düşündüğüne inanıyorum; ama "4 büyükler" sloganı ile Oruçoğlu'nu tartışmaya açıp daha da görünür kılmak istiyor sanırım.Ama buna hiç gerek yok; çünkü iyi bir sanatçı yada doğru bir fikir, başta önemsenmeyip, anlaşılmasa, baskı görse, görmezden gelinse dahi gideceği yere topallayarak da olsa mutlaka varır.

Sanat, Sürrealizm ve Oruçoğlu

Mehmet hocam, Oruçoğlu hakkında "ilk romanlarında renk olsun diye biraz da mecburiyetten cinsel konuları yazdı" diyor; bana göre bu da yanlış bir yargıdır. Elbette ben de Oruçoğlu romanlarını okumuş biri olarak söylüyorum. Kısaca hatırlatmak gerekir ki, Oruçoğlu sıkıyönetim baskısı altında kaybolan ilk romanı Zavot'tan beri sistemin namus anlayışına periyodik yumruklar vurmaktadır.(Zavot romanında ağa, marabanın karısını kullanır).

Mehmet Akkaya, Oruçoğlu'un politik görüşlerini, sanatsal dehasını başarıyla görüp analiz etmekle beraber ona eleştiriler de yapıyor. Oruçoğlu’nun romanına bazı yerlerde yaptığı; ama benim katılmadığım eleştirilerine de örnek vermek gerekir. "Abartılı seks anlatımları" veya "Memduh Çavuş’un eşekle konuşması, romanın o kısmının ciddiyetine gölge düşürmüş", bir başka yerde "Roman kahramanı Zine'nin askerlerin sorularına gaz çıkartarak yanıt vermesi gerçekçi değil” şeklindeki açıklama ve yargılarında yanlışa düşmektedir.

Akkaya’nın abartılı saydığı ya da gerçekçi bulmadığı noktaları ben sürrealizm ile açıklıyorum. Çünkü Oruçoğlu, sürrealizmi resimlerinde olduğu kadar yoğun bir şekilde olmasa da romanlarında da belli miktarda kullanıyor. Ayrıca Akkaya’ya sormak isterim: Kime, neye, hangi kültüre göre abartılı seks anlatımları var eserde? Oruçoğlu tam da bu anlatımlar nedeniyle devrimci değil midir zaten? Kısacası belirtmek isterim ki Oruçoğlu, sorunların kimsenin konuşmadığı, görmediği noktalarını bulup ortaya cesaretle seriyor, deyim yerindeyse sorunların ruhuna işaret ediyor.

Parantez içi eklemek istiyorum: Bu belki de yoldaşı genç dahi İbrahim Kaypakkaya ve ona ait bir özellik; 40 sene sonra Kemalizm ve Kürdistan sorunu gibi konuşacağız; belki de iktidarı, kafalardaki iktidarı, cinsel özgürlüğü ve et yememek gibi konuları.

Resim ve Şiir Çözümlemeleri

Epistemolojik Kopuş’ta resim ve şiir çözümlemeleri de okurların ilgisini çekmiştir sanırım. Bir konuşmasında şiire ve resme felsefeyle bakmaktan söz etmişti Akkaya. Bunları yansıtmış kitabına. Kitaptaki şiir analizlerinde ilginç açıklamalara rastlamakla birlikte zorlama ifadeler de yer alıyor. Resme bakışı da bana sorunlu görünüyor Mehmet hocamın. Akkaya, Oruçoğlu’nun tablolarına bakarak “ressam bunda şunları anlatmak istiyor” gibi saptamalarda bulunuyor, bu saptamalar ikna edici, inandırıcı gelmiyor bana. Çünkü ben de resim çiziyorum, çizer bazen kendi çizdiğini bile bilmez, o sadece çizerdir.

Yine de şiir ve resim analiz ve eleştirileri, Oruçoğlu’nun pek çok yönünü açığa çıkarmakta, tanıtmakta ve eleştirmede işlevsel olmuştur Epistemolojik Kopuş. Akkaya, Oruçoğlu’nun kadın, cinsel özgürlük ve devrim gibi temel konulardaki düşüncelerine resim ve şiire verdiği önem kadar önem verebilirdi, bunu eserde bulamadığımı da not ediyorum. Zira Oruçoğlu, ‘cinsel özgürlük olmadan kadın özgürlüğü, kadın özgürlüğü olmadan da devrim imkansız’ diyor.

Akkaya’nın Oruçoğlu üzerinde yeterince durmadığı bir iki konuyu Oruçoğlu’nun ağzından aktarıyorum: 1-Özel mülkiyet yerine devlet mülkiyeti değil, kamu mülkiyeti konulmalıdır. 2- Asıl devrim insanların kafalarının içindeki iktidarı yıkmaktır. 3-Ataerkil kapitalist namus anlayışı yok edilmelidir, özel mülkiyetin şahı namustur. 4- Sanatla güçlendirilmeyen devrimin sonu yoktur. 5-Kürdistan'ın her parçasında bir komünist parti kurmak gereklidir.

Mehmet Akkaya’ya Katıldığım Noktalar

Oruçoğlu politik olarak bu toprakların en ileri düşünür, aktivist ve sanatçılarından biridir. O, İbrahim ve Ali Haydar ile birlikte ülkemizde ilk kır gerilla hareketini başlatan isimlerin arasındadır. Onun bayrağı kızıldır; ama o bayrağın altında ulusal hareketler, cinsel özgürlük, hayvan hakları savunucuları, kadın özgürlük hareketi, çevreciler de vardır.

Muzaffer Oruçoğlu’nun dili zengindir diyen Akkaya’ya katılmamak elde mi? Zira Oruçoğlu, Akkaya’nın dediği gibi Türkçeye hakimdir, ona katkılar yapmış biridir. Oruçoğlu çok yönlüdür, tabu takmaz, doğa aşığıdır. Eserlerinde; efsanelere, şiirlere, atasözlerine, fıkralara, aforizmalara, mitolojiye, tarihe, bilime, mizaha, felsefeye yer verir, taşı kayayı, eşyayı, hayvanı konuşturur, ezber bozar.

Yine Akkaya’nın Epistemolojik Kopuş’ta isabetle belirlediği gibi, Oruçoğlu, yeni resim teknikleri keşfetmiş devrimci bir ressamdır. Resimlerinde kendi keşfi olan Okaliptüs reçinesi kullanır, çöpe atılan malzemelerden sanat eseri yaratır. Evrensel konuları sınır tanımadan ele alır, eserlerinde Dersim, Ermeni soykırımı ve benzer Kürt katliamlarından da söz eder, Aborjin soykırımından da. Zaman gibi bir sorunu asla olmaz, örneğin Uçurum Geyikleri adlı romanı Dersim'in 3000 yıllık tarihinden kesitler sunar.

Akkaya’ya göre Oruçoğlu’nun, Marksizmin sınırlarını genişletme, geliştirme ve derinleştirme eğiliminde olan bir felsefesi vardır. Katıldığım bir başka düşünce de Akkaya’nın şu saptamasıdır: Zindan veya sürgün ya da sıkıyönetim, onun zihinsel üretimine engel olamaz, Oruçoğlu’nun zihni her koşulda özgürdür. Eserlerinde mücadelesini ve öz yaşam öyküsünü edebi bir dilde anlatırken bir yandan da devrimci mücadeleye sanat cephesinden katkı sunan da Oruçoğlu olmuştur. Örneğin Mengene romanı hem otobiyografik bir romandır hem de devrimcilerin işkenceye karşı duruşunda bir kılavuz eser.

Son çözümlemede diyebiliriz ki felsefeci-yazar Mehmet Akkaya’nın Epistemolojik Kopuş adlı eseri, roman, şiir, resim, felsefe, politika nasıl okunur diye merak edenler için ilk önerilebilecek kitaptır. Yine de benim için onun asıl adı, enfes bir “Muzaffer Oruçoğlu okuma ve anlama klavuzu”dur. Dolayısıyla anılan alanlara temas edenlerin, bilhassa da Oruçoğlu’nun takipçilerinin, onun tüm eserlerini okumadan önce,okurken yada okuduktan sonra Epistemolojik Kopuş’u da muhakkak okumalarında büyük fayda var.

Not:
Muzaffer Oruçoğlu eserlerine ulaşmamda büyük emeği geçen ve kelimenin gerçek anlamı ile tam bir "edebiyat emekçisi" olan (Adam minyon; ama koli koli kitap taşıyor) güleç yüzlü Ayhan Oruçoğlu'na çok teşekkür ederim...