Muzaffer Oruçoğlu Parkı Leyla Dilan

 
Muzaffer Oruçoğlu Parkı
Uzun zamandır, sosyal medyada tartışılıp da ortaklaşamadığımız bir konuya değinmek istiyorum; M. Oruçoğlu Parkı..
Birincisi; bu tartışmaya Dersimli olup da müdahil olmak var..
İkincisi; devrimci olup da müdahil olmak var..
Her iki tarafın da kendince haklı gerekçeleri var; Dersim'in otantik değerleri dururken, neden 'kıymeti kendinden menkul' bir 'solcu'nun adı bir kamu alanına verilmek istensin?
Dersim'i kendi tarihinden soyutlayıp yalnızca coğrafi ve etnik bir olgu olarak ifade ettiğimizde, bu, sahibine büyük moral veren bir gerekçe; nihayetinde, böyle bir kadere sahip olmanın dezavantajını dedelerinden bu yana taşıyıp duruyorlar, dolayısıyla burada, bir ayrıcalığa sahip olmaktan doğal bir şey olamaz!
Devrimci olduğunuzda, en klişe deyimle, sizin bir anavatanınız yoktur.. ama dünyanın bütün toprakları sizindir..
en klişe deyimle, bu coğrafyanın herbir karesinde ayaklarınızın izi, herbir ağacın gövdesinde sırtınızın teri vardır.. Dünyayı kurtarmaya Dersim'den başlamak mesela.. bu iflah olmaz bir sevda gibi duruyor.. Yine de bu uğurda ölünmeye devam ediliyor..
Ben bir devrimci olarak bütün etnisitelerden azade, bütün coğrafyalardan azade bir Dersimliyim, ve her Dersimli kadar ayrıcalıklıyım..
Dersim, kendi otantik anlatılarından, hikayelerinden.. ve elbette başka halklarla yaşadıkları tarihi kardeşliklerden azade kılınamaz. Ve onlar tarihin imbiğinden süzülüp gelen bilgelikle,küçücük kerpiç damlarından insanlık macerasına şaşırtıcı bir gözü karalıkla atlıyorlar.. Her halkın bir Hızırı, bir Düzgün Babası, bir Münzur Babası.. hele de bir Köroğlusu çeşitli versiyonlarıyla mutlaka vardır.
Onlarla her konuştuğunuzda biraz daha şaşarsınız; ve bir sünni, ve bir devletlu zatın mezarını ziyaret yaptıklarını, ve bilmem kaç yüzyıldır bu ziyarette vicdan borcu ödediklerini bilmek, seni daha da şaşırtır( merak edenler Ovacık'daki Sultan Baba Ziyaretine gidip bu ödemeye iştirak edebilir.)..
Misafir kaldığı evde ev sahibi tarafından boğazlanan bir devlet memurunun mezarı olduğu söylenir.. Bu hikayeyi oradan geçerken gecelediğim bir evde ev sahibinden dinledim.. ve bu ziyarette kesilen kurbandan payıma düşeni yedim..
Ben bu efsaneyi, şaşırtıcı derecede, modern bir TKP(ML) Dersim masalına benzetirim; bir avuç devrimci insanlığı büyük bir geleceğe hazırlamak ve bunun savaşını başlatmak için Dersim'e geliyor.. ve burada düşmanla giriştikleri muharebede yeniliyorlar. Ölen ölüyor, yaralılar ve sağ kurtulanlara, çaldıkları hiçbir kapı açılmıyor. Ve açılan tek kapı otoriteyle işbirliği yapıp kendine sığınan yaralı devrimciyi düşmana teslim ediyor..
Yaşanan bu olay Dersim halkı için bir travmadır ve onyıllardır
İbrahim Kaypakkaya ve yoldaşlarına vicdan borcu ödüyor.. Onların davasına çocuklarını göndererek..
Katılırsınız ya da katılmazsınız.. Dersim Halkı budur; bir parka M. Oruçoğlu'nun adını vermiş.. bunun için Oruçoğlu'nun kitaplarını okuması, resimlerini seyretmesi gerekmiyor.. belki buna şaşacaksınız; onlara, bir zamanlar, yaralı devrimcilere açılmamış kapıların iç tarafında yer almış olmaları yetiyor..