KÖMÜR MADENLERİNDEN EDEBİYATA MİNA TANSEL

 KÖMÜR MADENLERİNDEN EDEBİYATA MİNA TANSEL

“Orman karanlığından yıldız alacasına çıktılar. Kurtulmuş olmanın verdiği sevinçle tepeyi aştılar. Onları az ilerde, bir başka tepe karanlığının zirvesinde dolunay karşıladı.” (Muzaffer Oruçoğlu’nun Grizu 2 romanından)

Ocağımıza düşen yangın bugün de köşeyi tutuyor. Konumuz, kömür madenlerinde yaşananlardan yazına birkaç yansıma…

Biliyoruz ki, büyük çaplı kömür işletmeciliği endüstri devrimiyle başlamış: önce 18. yüzyılın başında İngiltere’de, sonra aynı yüzyılın ortasında ABD ve başka Batılı ülkelerde…19. yüzyılın başlarına kadar bütün sanayileşmiş ülkelerde fabrikalarda ve ulaşımda kömürle çalışan buhar makinelerinin kullanıldığını biliyoruz.

Toplumsal tarih, bize, örneğin, 19. yüzyılın başında madende çalışan bir işçinin kazaya uğrama olasılığının fabrikada çalışan işçiye göre dokuz kat fazla olduğunu da öğretti. Sanayi Devrimi’nin gereksindiği enerji ve ışığı yetiştirmek için çok sayıda işçinin karanlık ocaklarda acımasızca çalıştırıldıklarını ise en çok edebiyat sayesinde öğrendik.

İnsana ilişkin her şey gibi, madende yaşanan acılar, çekilen çile de sanata ve edebiyata elbette yansıyacaktı.

Dünya yazınında maden işçileri denince aklımıza ilk gelen Emile Zola’nın Germinal’i oluyor. Bugün Soma’da yaşananlara baktığımızda yine1885’te yayınlanan Germinal’i anımsıyoruz; en azından bizim buralarda, çocuk ve kadın işçiliği dışında, çok fazla bir şeyin değişmediğini görüyoruz. Bu roman belki de maden işçilerinin “berbat yaşam”larını en iyi anlatan roman olduğu için, hepimiz yayınlanışından 130 yıl sonra bile ondan söz ediyoruz.

Aslında, Batı yazını, Germinal dışında da kömür madencilerini konu alan çok sayıda ürün vermiş: şiirler, öyküler, en çok da romanlar… Onlar arasında bizim en iyi bildiklerimizse, İngiltere’den -kendi de kömür madenlerinde çalışmış olan- Richard Llewellyn’in Vadim O Kadar Yeşildi ki (1939); ABD’den Upton Sinclair’in 1914-15 Colorado kömür grevlerine dayanarak yazdığı King Coal (1917) adlı romanları…

Kendi romancılığımıza bakınca, önce İrfan Yalçın’ın Ölümün Ağzı çıkıyor karşımıza. Zonguldak doğumlu yazar, II. Dünya Savaşı sırasında getirilen “zorunlu çalışma” (iş mükellefiyeti) kapsamında Zonguldak’ta kömür madenlerinde çok düşük bir ücretle, istemeden, zorla çalıştırılanların çektikleri eziyeti, yaşadıkları acıyı anlatır romanında:

“İbram çavuş, Niyazi’yle Ana’nın bulunduğu yere dört bacak sürünüyor, toprağı oyuyordu tırnaklarıyla. Soluk soluğaydı, bitkindi. Ara sıra kendini toprağa bırakıyor, bir süre dinleniyordu öyle. İncecik sesiyle küçük bir çocuk gibi ağlıyordu durmadan. Acınası bir görünüşü vardı. İyice yakınlaşmıştı Ana’ya.

-Anşa, Anşa, Niyazi de mi girdi ölümün ağzına yoğsa? O uşaamı da yedi yuttu ecel?

Ana boş boş baktı İbrahim Çavuş’a. Görmemişti sanki. Başını birden havaya kaldırıp, öfke, hınç dolu bir sesle:

-Allahım, yok musun? diye bağırdı.”

Bir başka kömür madenciliği romanı, Mehmet Seyda’nın Yanartaş’ı… Roman, yazarın 1937-1943 arasında Ereğli Kömür İşletmesi’ndeki memuriyeti sırasında yaşadıklarından, gözlemlediklerinden yola çıkıyor. 1970’te TRT Başarı Ödülü’ne değer bulundu.

Bizde en kapsamlı kömür madenciliği romanını ise Muzaffer Oruçoğlu yazdı: Grizu dört ciltlik bir kitap… Birinci kitapta Osmanlı döneminde Zonguldak’ta ilk açılan madenlerle başlayan romanın 4. kitabı, Cumhuriyet döneminde maden yaşamını anlatırken devletin engellemelerine karşı işçilerin sendikalaşma savaşımını da gözler önüne seriyor.

Oruçoğlu, Grizu’nun 4. kitabı İkinci Mükellefiyet ile 2011 Abdullah Baştürk İşçi Edebiyatı Ödülü’nü aldı.

Ülkemizde madenci yazınının gelişmesi için verilen bir ödülü anımsatmanın da sırası gelmiş olabilir: TMMOB Maden Mühendisleri Odası’nın ödülü… Son başvuru tarihi 17 Ekim 2014 olan “Madenci Edebiyatı Ödülü-2014″, amatör ya da profesyonel tüm katılımcılara açık… Ödüle aday ürünlere, madencilerle ilgili ve daha önce yayımlanmamış olma dışında bir sınırlama getirilmemiş. Şiir, öykü, masal, anı, günce, yaşamöyküsü, özyaşamöyküsü, röportaj ve benzeri türlerde ürünler yarışmaya katılabilecek. Ödül dağıtımında, tür değil, yapıtın değerinin göz önüne alınacağı belirtiliyor. Bu ödülün yazınımıza katkı getirmesini dilerken artık aramızda olmayan bir aydın insanı anmadan sözü bitirmek istemedim:

Genel-İş ve DİSK eski Genel Başkanı Abdullah Baştürk (1929-1991) anısına İşçi Edebiyatı Ödülleri verilmesini örgütleyen Tuncer Uçarol’a saygı ve özlemle…

Sanattan Yansımalar- mayıs 2014